içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ZEKİ MÜREN’E DAİR BİLİNMEYENLER

Zeki Müren’in son 18 yılına yakından tanıklık eden, yazları Bodrum’da, kışları da İstanbul ve Ankara’da ona eşlik eden, aynı evi paylaştığı yakın dostu, sırdaşı ve can yoldaşı Eğitimci (felsefe öğretmeni), Türk sanat müziği sanatçısı, sunucu ve tiyatro yönetmeni olan Göksenin Çakmak, İzmir Temsilcimiz Dilek Polatkan’a Zeki Müren’i anlattı.

ZEKİ MÜREN’E DAİR BİLİNMEYENLER

 

Dilek POLATKAN/İZMİR

ÖZEL HABER

 

Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz sesi Zeki Müren, nam-ı diğer “Sanat Güneşi”, 1996’da hayatını kaybetti. Yaşarken çok sevildi, büyük hürmet gördü, alaturka müziği tek başına yeniden popülerleştirerek müzik tarihçilerinin görmezden gelemeyeceği sıra dışı bir figüre dönüştü.

 

1946 İzmir doğumlu  ve eğitim hayatının büyük bir kısmını  İzmir’de geçiren Türk Sanat Müziği'nin Sanat Güneşi Zeki Müren'in en yakın dostu, eğitimci (felsefe öğretmeni) ve müzik adamı Göksenin Çakmak Sanat Güneşi Zeki Müren ile başlayan serüvenini anlattı.

 

“HAYATA MÜZİKLE BAŞLADIM”

 

Namık Kemal Lisesi mezunu  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü bitiren Göksenin Çakmak, öğretmenlik hayatı ile birlikte daha evvelden de müzik ile iç içe olduğunu vurgulayarak; “ Bir taraftan Ankara Radyosu çocuk korosunda, bir taraftan üniversitede, üniversite korosunun içindeydim. Müzikle başladık hayata. Küçük yaştan itibaren şarkı okuyordum. O dönemlerde makaralı teypler vardı. Ben buradaki evin holüne onu yerleştirmiştim. Tek başıma oturup şarkılar okurdum, sonra dinlerdim. Radyoda dinlediğim bütün şarkıları okumaya çalışırdım” dedi.

Üniversite bitince hayatın içine atılarak, müzisyen arkadaşları ile beraber yola çıkan Çakmak; “TRT Sanatçısı İvedik Ataç, Kırmızı Karanfiller saz grubu diye bir saz grubu kurdu. Narlıdere Rüyam Gazinosunda iş bulduk. Orda işe başladık çok uzaktım orda kalmaya başladık. İkinci gün amatör olarak başladım ve ilk çıkanlardandım. Ertesi gün patron beni  assolist yaptı. Çalışanların itirazına sebebiyet verdi. Fakat patronum o sizin aylardır yapamadığınızı bir gece de yaptı diye cevap verdi. Müşteri bol bol getiriyor. Hakkıdır dedi. Bunlar ilk etapta çok kızıp üzüldüler fakat kabullenmek zorunda kaldılar. Sonrasında patron Dağ Gazinosuna aldı. Daha çok profesyonel olmaya başladım iki ay sonra fuarda şarkı okumaya başladım. Kocaman isimlerim duvarlara yazıldı bu arada amatör koroları çalıştırdım. Ankara’daki ilk öğretmenler korosunu ben kurdum. Turgut Özal’ın emri ve aynı zamanda 1980 yılında Ankara Valisi’nin emri ile Kenan Evren’in sunucusu oldum . Sunumla birlikte şarkıcılık ve tiyatro gelişti ve birlikte devam etti” şeklinde konuştu.

 “HATIRALARI İLE YAŞIYORUM”

 

Çocukluktan bu yana büyük bir Zeki Müren hayranı olduğunu ve bir çok kişi gibi şarkılarını sevip, filmlerini izlediğinin altını çizen Göksenin Çakmak; “ Zeki Müren’in Ankara’ya gelmekte olduğunu duydum. 1979 yılında onun gittiği yeri öğrendim ve  o gelmeden gittim, oturacağı yerin yanında bir sandalyeye oturdum sonra geldi. Oturacağı yerin yanında benim oturduğumu görünce bozuldu ama bir şey diyemedi. Geldi yanıma oturdu arkasını döndü. Merhaba dedim hatır sordum. Sohbet koyulaştı müzik ve felsefeden söz edilmeye başlandı. Gecenin devamında yalnız benimle konuşmayı sürdürdü diğerleri ile konuşmadı. Ben bir süre Ankara’dayım gelin görüşelim dedi, bende olur dedim hemen hemen her gece kulübüne gidip sohbet etmek için uykusuzluğu göze aldım sabahlara kadar otuyorduk iki saat uyuyup işime gidiyordum onun dostluğu için. Büyük bir sıkıntıya katlanıyordum. Son gece yazın Bodrumdayım ve yaz geldi bardakçı da oturuyordu gittim, pansiyona yerleştim. Hoş geldin dedi yanına oturdu ve bir şeyler içtik, sohbet  ettik. Zafer pansiyonunda kalıyorum dedim. Ayrılma saatinde döndü evine. Pansiyona gittiğimde odamda eşyam yok şaşırdım. Odamı değişti dedim. Güldü. Zeki Müren’in şoförü geldi her şeyi toplayıp kendi evine götürdü dediler. Ortada kaldım mayolu, şortlu bir tip öğrendim evini Halikarnas otelinin üstünde ki eve gittim, yardımcılarından biri kapıyı açtı. Utandım. Nasılsın dedi, bende hazır ol vaziyetindeyim Zeki Müren’in evindesin beraber yemek yedik. Öğrendim ki beraber yemek yemezmiş yalnız olmayı tercih edermiş. Üstüne başlına dökmeyi severmiş. Yardımcısı deyince mutfağa geçtim, her yemekte üstüne başına dökmeyi seven bir tipti bu şekilde dostluğumuz devam etti. Takii vefat ettiği güne kadar” diye konuştu.

 

“ZEKİ MÜREN YARDIM ETMEDİ”

 

Zeki Müren’in  aynı evi paylaştığı yakın dostu, sırdaşı ve can yoldaşına yardım edip etmediğine dair sorulan soruların çok fazla olduğunu dile getiren Çakmak; “Hayır hiçbir şey bırakmadı. Bazen zarf içine cumhuriyet altınları koyardı. Babasının saatinin altın kösteğini hediye etti. Uğur olsun diye yıllarca boynumda taşıdım ve onun dışında maddi yardım olmadı. Eşyalarından bir kısmını kenara ayırdı ve ben onun izni ile kravat, kazak ve mendillerinden aldım. Hatıraları ile yaşıyorum” dedi.

Dilek POLATKAN/İZMİR

ÖZEL HABER

 

Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz sesi Zeki Müren, nam-ı diğer “Sanat Güneşi”, 1996’da hayatını kaybetti. Yaşarken çok sevildi, büyük hürmet gördü, alaturka müziği tek başına yeniden popülerleştirerek müzik tarihçilerinin görmezden gelemeyeceği sıra dışı bir figüre dönüştü.

 

1946 İzmir doğumlu  ve eğitim hayatının büyük bir kısmını  İzmir’de geçiren Türk Sanat Müziği'nin Sanat Güneşi Zeki Müren'in en yakın dostu, eğitimci (felsefe öğretmeni) ve müzik adamı Göksenin Çakmak Sanat Güneşi Zeki Müren ile başlayan serüvenini anlattı.

 

“HAYATA MÜZİKLE BAŞLADIM”

 

Namık Kemal Lisesi mezunu  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü bitiren Göksenin Çakmak, öğretmenlik hayatı ile birlikte daha evvelden de müzik ile iç içe olduğunu vurgulayarak; “ Bir taraftan Ankara Radyosu çocuk korosunda, bir taraftan üniversitede, üniversite korosunun içindeydim. Müzikle başladık hayata. Küçük yaştan itibaren şarkı okuyordum. O dönemlerde makaralı teypler vardı. Ben buradaki evin holüne onu yerleştirmiştim. Tek başıma oturup şarkılar okurdum, sonra dinlerdim. Radyoda dinlediğim bütün şarkıları okumaya çalışırdım” dedi.

Üniversite bitince hayatın içine atılarak, müzisyen arkadaşları ile beraber yola çıkan Çakmak; “TRT Sanatçısı İvedik Ataç, Kırmızı Karanfiller saz grubu diye bir saz grubu kurdu. Narlıdere Rüyam Gazinosunda iş bulduk. Orda işe başladık çok uzaktım orda kalmaya başladık. İkinci gün amatör olarak başladım ve ilk çıkanlardandım. Ertesi gün patron beni  assolist yaptı. Çalışanların itirazına sebebiyet verdi. Fakat patronum o sizin aylardır yapamadığınızı bir gece de yaptı diye cevap verdi. Müşteri bol bol getiriyor. Hakkıdır dedi. Bunlar ilk etapta çok kızıp üzüldüler fakat kabullenmek zorunda kaldılar. Sonrasında patron Dağ Gazinosuna aldı. Daha çok profesyonel olmaya başladım iki ay sonra fuarda şarkı okumaya başladım. Kocaman isimlerim duvarlara yazıldı bu arada amatör koroları çalıştırdım. Ankara’daki ilk öğretmenler korosunu ben kurdum. Turgut Özal’ın emri ve aynı zamanda 1980 yılında Ankara Valisi’nin emri ile Kenan Evren’in sunucusu oldum . Sunumla birlikte şarkıcılık ve tiyatro gelişti ve birlikte devam etti” şeklinde konuştu.

 “HATIRALARI İLE YAŞIYORUM”

 

Çocukluktan bu yana büyük bir Zeki Müren hayranı olduğunu ve bir çok kişi gibi şarkılarını sevip, filmlerini izlediğinin altını çizen Göksenin Çakmak; “ Zeki Müren’in Ankara’ya gelmekte olduğunu duydum. 1979 yılında onun gittiği yeri öğrendim ve  o gelmeden gittim, oturacağı yerin yanında bir sandalyeye oturdum sonra geldi. Oturacağı yerin yanında benim oturduğumu görünce bozuldu ama bir şey diyemedi. Geldi yanıma oturdu arkasını döndü. Merhaba dedim hatır sordum. Sohbet koyulaştı müzik ve felsefeden söz edilmeye başlandı. Gecenin devamında yalnız benimle konuşmayı sürdürdü diğerleri ile konuşmadı. Ben bir süre Ankara’dayım gelin görüşelim dedi, bende olur dedim hemen hemen her gece kulübüne gidip sohbet etmek için uykusuzluğu göze aldım sabahlara kadar otuyorduk iki saat uyuyup işime gidiyordum onun dostluğu için. Büyük bir sıkıntıya katlanıyordum. Son gece yazın Bodrumdayım ve yaz geldi bardakçı da oturuyordu gittim, pansiyona yerleştim. Hoş geldin dedi yanına oturdu ve bir şeyler içtik, sohbet  ettik. Zafer pansiyonunda kalıyorum dedim. Ayrılma saatinde döndü evine. Pansiyona gittiğimde odamda eşyam yok şaşırdım. Odamı değişti dedim. Güldü. Zeki Müren’in şoförü geldi her şeyi toplayıp kendi evine götürdü dediler. Ortada kaldım mayolu, şortlu bir tip öğrendim evini Halikarnas otelinin üstünde ki eve gittim, yardımcılarından biri kapıyı açtı. Utandım. Nasılsın dedi, bende hazır ol vaziyetindeyim Zeki Müren’in evindesin beraber yemek yedik. Öğrendim ki beraber yemek yemezmiş yalnız olmayı tercih edermiş. Üstüne başlına dökmeyi severmiş. Yardımcısı deyince mutfağa geçtim, her yemekte üstüne başına dökmeyi seven bir tipti bu şekilde dostluğumuz devam etti. Takii vefat ettiği güne kadar” diye konuştu.

 

“ZEKİ MÜREN YARDIM ETMEDİ”

 

Zeki Müren’in  aynı evi paylaştığı yakın dostu, sırdaşı ve can yoldaşına yardım edip etmediğine dair sorulan soruların çok fazla olduğunu dile getiren Çakmak; “Hayır hiçbir şey bırakmadı. Bazen zarf içine cumhuriyet altınları koyardı. Babasının saatinin altın kösteğini hediye etti. Uğur olsun diye yıllarca boynumda taşıdım ve onun dışında maddi yardım olmadı. Eşyalarından bir kısmını kenara ayırdı ve ben onun izni ile kravat, kazak ve mendillerinden aldım. Hatıraları ile yaşıyorum” dedi.

Tarih: 18-08-2020

FACEBOOK YORUM
Yorum