içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ASLINDA NE OLMUŞTU VE KİM KİMİNLE BİRLEŞİYOR !
12 Temmuz 1995 tarihinde 149 yürekli emekli tarafından kurulan Türkiye’nin ilk ve gerçek emekli sendikası, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikasının karşı karşıya kaldığı hukuksuzluklarla ilgili daha önce iki yazı yazmış ve süreci aktarmaya çalışmıştım. Dolayısıyla bu yazının konusu, kararı tekrardan irdelemek değildir. Zira kararı, ulusal ve uluslararası hukuk açısından, bu alanlarda çalışma yapan hukukçu akademisyenler ile örgütlenme özgürlüğünün teminatı olan, temel haklara ilişkin milletlerarası sözleşmelere dair, çalışmalar yapan, sosyal politika uzmanı akademisyenlerin değerlendirmelerinin, daha doğru olacağını düşünüyorum. 
 
Ben bu yazımda, süreç boyunca Genel Başkan olarak görev yaptığım sendikanın, karşı karşıya kaldığı devlet baskısını değil, benden sonrası tufan diyenlerin yol açtıkları tartışmalar ve sonrasında yaşanan ayrışmalara değinmeye çalışacağım. Bunları herhangi bir tartışmaya girmek için yazmıyorum. Bireysel tartışmalara yol açmamak için, kişilerin kendi yazıları içinde geçmedikçe, bu yazı da, isim de zikretmeyeceğim. Amacım yaşanan süreçle ilgili bilgi eksikliğini gidermektir. Zira bu konu da bilgi eksikliğinin devam ettiğini görüyorum. Gerçi bugünkü, tartışmaların önemli bir kısmının bilgi eksikliğinden değil, durumdan vazife çıkaranların yaratmaya çalıştıkları, bilgi kirliliğinden kaynaklandığı açık olsa da, özellikle DİSK EMEKLİ-SEN camiasını süreci en yakından yaşamış biri olarak bilgilendirmem gerektiğini düşüngüğüm için bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum.
 
Evet, 2003 yılından, içinde bulunduğumuz 2019 yılının, Şubat ayına kadar hiçbir çıkar ve menfaat gözetmeksizin kesintisiz Genel Başkanlık görevini yapma onurunu yaşadığım, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyesi. Tüm Emekliler Sendikası, devletten kaynaklı engelleme ve baskıların yanı sıra, kendi içinde de tartışmalar yaşadı. Demokratik kitle örgütü olan sendikalarda, farklı düşüncelerin olması gayet doğaldır. Elbette bunların sendikanın tüzüğünde belirlenmiş kurallar çerçevesinde, demokratik merkeziyetçilik ilkesine aykırı olmayacak şekilde, uygun yer ve zeminde dile getirilmesi, örgütün ileriye taşınmasına, büyümesine, temsil ettiği kitlenin ihtiyaçlarına cevap vermesine hizmet etmesi açısından oldukça önemlidir. Ne yazık ki, Emekli-Sen’deki tartışmalar bu mecranın dışına taştı ve kendisine muhalefetim diyenler, sendika tüzüğünü yok saydılar, demokratik yarışın yaşandığı genel kurul sonucunu tanımadılar ve seçilmiş yönetimi çalıştırmama yolunu seçtiler. 
 
Bu anlamda, 2015 yılında yapılan 10. Olağan Genel Kurul sonrası yaşananların, bırakın Türkiye sendikalcılık tarihinde, belki de Dünya sendikacılık tarihinde örneğine rastlanmaz. Zira sendikada kendine muhalefetim diyenler, genel Kurulda, seçimi kaybettikleri halde, sendikayı biz yöneteceğiz anlayışını terk etmediler. Daha kongre salonundan çıktıkları gün, seçilen Merkez organlarını tanımayacaklarını, aldıkları kararlara uymayacaklarını ilan ettiler. Bununlada yetinmediler ve aldığımız oy sendikayı Olağanüstü Genel Kurula götürmek için yeterli. Dolayısıyla en kısa sürede Olağanüstü Genel Kurul çağrısı yapacağız açıklaması yaptılar. Bu açıklamayla niyet gayet açık ortaya konmuştu. Öncelikli hedef seçilen Merkez Yürütme Kurulunu çalıştırılmamak, aldığı kararlara uyulmamak, böylece sendikayı tıkayarak işlevsiz kılmaktı. Aslında süreç incelendiğinde, baştan beri sendikadan ayrılmayı ve yeni bir sendika kurmayı amaçlayanlar, bu tavırları ile kendilerinin sendikadan ayrılmak istemedikleri, ancak Genel Merkezin anti demokratik davrandığı ve muhalefeti tasfiye ettiği algısı oluşturmaya çalıştıklarını çok açık görülecektir. Bu nedenle, sorunu demokratik kurallar içinde çözmek için, çaba sarf eden, genel merkezin tüm bu iyi niyetli çabalarını ellerinin tersiyle geri ittiler. Zira asıl amaç, sendikadan ayrılmak ve yeni bir sendika kurmaktı. Nitekim yukarıda bahsi geçen, açıklamadan sonra, yaptıklarının tamamı, sendika da birliği sağlamaya yönelik çabalarımızı boşa çıkardı ve uzlaşmazlığı derinleştirdi. 
 
16-17 Mayıs 2015 tarihlerinde yapılan Olağan Genel Kurulun, hemen ardından yapılan bu açıklama da yer alan hususlar, kısa zaman içinde hayata geçirildi. Genel Kuruldan itibaren, sözde muhalefet, MYK’nın hiçbir kararını tanımadı ve uygulamadı. Elden toplanmasında büyük zorluklar yaşanan ve şube başkanları olarak, kendilerinin de sürekli şikâyetçi oldukları, sendika üyelik aidatlarının “Mobilaidat sistemiyle, cep telefonları üzerinden toplanması kararımız ile diğer kararlarımızı gerekçe göstermek suretiyle, Olağanüstü Genel Kurul çalışması yapmaya başladılar. 
 
Genel Kurulun üstünden birkaç ay geçmişken, Merkez Genel Kurulunun Olağanüstü toplantıya çağrı olduğu ve içinde 81 genel kurul delegesinin imzasının bulunduğu belirtilen dosya, kargo/posta ile Genel Merkeze gönderildi. Dikkat edin, sendika şube başkanları, genel merkezi ziyaret edip, dosyayı elden teslim etmek yerine, kargo ile gönderdiler. Bu tavır, Merkez Yürütme Kurlunu tanımama politikasından kaynaklanıyordu. Nitekim, sendika Genel Merkezini ziyaret edip, sendikanın iç sorunlarını konuşmayan bu grup, Konfederasyon Genel Başkanını ziyaret etti ve sosyal medya paylaşımlarında, DİSK Genel Başkanını ziyaret ettik, Emekli-Sen’i ve Emekli-Sen’in sorunlarını konuştuk yayınları yaptılar ve sendika yönetimini tanımadıklarını ilan ettiler.
 
Elbette Konfederasyon Genel Başkanı ziyaret edilebilir ve konuşulabilir. Ancak sendika adına konuşma yetkisi bulunmayan, bir grubun, sendika genel merkezini atlayarak, sendikanın sorunlarını konuşmak amaçlı, Konfederasyon genel başkanının ziyaret etmesi, Demokratik merkeziyetçilik” ilkesinin yok sayılmasıdır. Kaldı ki görüşmenin gerçekleştiği gün, DİSK Genel Merkezinde Başkanlar Kurulu toplantısı vardı ve ben konfederasyon Genel merkezindeydim. Ancak beni tanımamakta ısrar eden sözde muhalifler, DİSK Genel Başkanı ile görüşmek için, toplantının bitmesini ve benim DİSK Genel merkezinden ayrılmamı beklemişlerdi.
 
Bir örgütün, Genel Merkez, Şube ve Temsilcilik yöneticilerinin, farklı düşünceler de olmaları gayet doğaldır. Doğal olmayan sorunları çözmek için oturup konuşmamaktır. MYK olarak hep, sendikal demokrasi gereği, Genel Kurulda seçim yarışına girmiş kişilerle, oturup konuşmanın ve sorunları birlikte aşmanın gerekliliğini göz önünde bulundurduk. Ancak sözde muhalefet aynı yaklaşımda olmadı. Sendikal işleyişle ilgili aldığımız kararlar konusunda önceden bilgi verip kendilerinden görüş istediğimiz halde, örgüte sormadan kararlar aldığımız algısı ile yaptıklarını haklı göstermeye çalıştılar. Örneğin; Olağanüstü Genel Kurul çağrısına gerekçe yaptıkları “mobilaidat” sistemine geçiş konusunda, kendilerine önceden bilgi verilip, görüşleri istendiği halde, bunu yok saydılar ve Genel Kuruldan 10 gün sonra karar aldığımız şeklinde, gerçek dışı beyanda bulundular. Halbu ki, ilk toplantımızda, bir çalışma programı çıkarılması ve hazırlanacak program taslağının, 11-12 Temmuz 2015 tarihlerinden toplanacak Genişletilmiş Başkanlar Kurulu toplantısından önce Şube ve Temsilciliklere gönderilmesi kararlaştırılmıştı. Bu kararımız gereğince hazırlanan, yeni dönem çalışma program taslağı, 5.7.2015 tarihinde üst yazıyla Şube ve Temsilciliklere gönderildi. 
 
11-12 Temmuz 2015 tarihlerinde yapılacak, sendika genişletilmiş başkanlar kurulunda, şube ve temsilciliklerin konuyla ilgili düşüncelerini iletmeleri için, gönderilen “Yeni Dönem Çalışma Program Taslağının “MALİ ÇALIŞMALAR” başlıklı bölümünde, “Sendikamızın en önemli sorunu olan, mali sıkıntının aşılması için, sendika üyelerinin gönüllü onayı ile cep telefonları üzerinden “mobilaidat” sistemiyle aidat toplanması için çalışmalar yapılacaktır denmekteydi. Bu konuda yapılacak çalışmaların hedefi sendika üyelerinin tamamının üye aidatını ödemesini ve sendikal faaliyetlere aktif katılımını sağlamaktır.” Bu yazımızı alan, Şube ve Temsilcilikler, belirtilen toplantıda, konuyla ilgili olumsuz herhangi bir değerlendirme yapmadılar. Bu nedenle, Merkez Yürütme Kurulu, önceki uygulamalardan hareketle, sendikanın danışma organı olan ve tavsiye kararları alan Genişletilmiş Başkanlar Kurulunda, menfi görüş bildirilmeyen, üye aidatlarının cep telefonları üzerinden toplanması uygulaması için çalışmalarını sürdürdü ve uygulama 2015 yılı, Eylül ayı ortalarından itibaren yürürlüğe kondu,
 
Görüldüğü gibi, tüm bu çalışmalar da “Tabanın Söz ve Karar Sahibi Olması” ilkesi gözetilmiş, şube ve temsilciliklerin, konuyu sendika üyeleriyle tartışmaları için, gerekli zemin hazırlanmıştır. Ancak bu zemin kullanılıp, üyelerle toplantılar yapılmadığı gibi, sistemin uygulamaya konmasından sonra, kısmen aidat toplayabilen parayı istedikleri gibi, kullanmayı alışkanlık edinmiş, şube başkanları, Genel Merkez diğer şubelerden para alamıyor, dolayısıyla bizim paramıza göz dikti şeklinde çirkin söylemlerle, sendika üyelerini karara uymama konusunda teşvik ettiler. Kısacası Sendika anatüzüğünün MYK’ya tanıdığı yetkiler yok sayıldı ve GENEL MERKEZ YÜRÜTME KURULUNUN GÖREV VE YETKİLERİ BAŞLIKLI” 22. maddesiyle, Genel Kuruldan sonra, en yetkili organ olarak yetkilendirilen ve örgütü sevk idareden sorumlu tutulan, Merkez Yürütme Kurulunun aldığı kararlar olağanüstü Genel Kurul gerekçesi yapıldı. Halbuki MYK’nın “mobilaidat” sistemine geçiş kararı tamamen yukarıda belirtilen 22. Maddeye uygundu ve amacı aidat toplamada yaşanan sıkıntıları aşmak, dağınık bir kitle olan sendikamız üyelerinin aidatlarını, daha düzenli ödemelerini sağlamaktı. Uygulama, 28 Mayıs 2015 tarihli kararımızla kendilerine bildirildiği halde, olumsuz görüş bildirmemiş olanların sistemin 4 ay sonra, 16 Eylül 2015 tarihinde uygulamaya konmasını Olağanüstü Genel Kurul gerekçesi yapmaları, adım adım uygulamakta olan sendikadan ayrılma ve yeni sendika kurma planının parçasından başka bir şey değildi. 
 
Konuyla ilgili birçok çarpıtmada bulunulsa da, asıl neden para üzerindeki mutlak kontrolü kaybetmeleri olduğu çok açıktır. Zira “mobilaidat” sistemine geçişle birlikte, aidat gelirlerinin tamamı, genel merkez hesabında toplanacaktı. İşte sözde muhalefetin rahatsızlığının asıl nedeni buydu.
Halbuki MYK olarak, bir şubenin kaç üyesi sisteme onay vermiş ve aidat ödüyorsa, ödedikleri toplam aidatın %50'ini o şubeye aktarmayı kararlaştırmış ve bunu örgüte bildirmiştik. Bence sözde muhalefetin en büyük korkusu, “mobilaidat” sistemi ile aidat ödeyen üyelerin, Şube ve Temsilcilik Genel Kurullarına katılma hakkına sahip olmalarıydı. Zira elden toplamada, kontrol kendilerindeydi ve istediklerine oy kullandırmaktaydılar. Ancak yeni sistemde bu avantajları olmayacak, aidat ödeyen ve şube genel kuruluna katılma hakkı bulunan üye listesi Genel Merkez Mali Sekreterliğinin kayıtlarından çıkarılıp, onaylanacaktı. İşte sisteme karşı çıkışın asıl nedeni bu avantajı kaybetme korkusuydu. 
 
Evet, yukarıda belirtildiği gibi, karar alma süreçlerinde izlediğimiz açıklık ve birlikte karar oluşturma çabamıza cevap vermeyen, yerinde, zamanında değerlendirme yapmayan, eleştiride bulunmayan ve öneri sunmayanlar, sanal algıya dayandırdıkları iddialarla delege arkadaşlara gittiler. Delegeyi, sendika tüzüğüne aykırı bir şekilde, biz şube olarak karar aldık, şubemiz birlik içinde hareket etsin, söylemleri ile duygusal baskı altına aldılar. Yetmedi kentlilik yaptılar. Olağanüstü Genel Kurulu basit bir şeymii gibi gösterip, bilgi kirliliği ile imza topladılar. Kaldı ki, imzalar gerçekten delegelere ait miydi? Değil miydi? Bilgisine sahip değildik. Ancak biz, tüm bunlara takılmadık ve sendikamız delegelerine olan saygımızdan dolayı, talebi değerlendirdik. Sonuç olarak, 10 ay önce yapılan Olağan Genel Kurul da seçim kaybedenlerin, MYK kararlarını gerekçe yaparak, istedikleri Olağanüstü Genel Kurulun yapılmasının, güvensizliğe yol açacağını ve sendikamıza zarar vereceğini, bitmeyen bir iç kavgaya sürükleyeceğini gördüğümüz için Olağanüstü Genel Kurul yapmamaya karar verdik. Çünkü sendikanın denetim mekanizmaları mevcuttu. Ayrıca sendika organları, aldıkları her kararın ve attıkları adımların hesabını sendika Olağan Genel Kuruluna verirler. Hal böyleyken, sendikada yolsuzluk ve ihanet gibi olağanüstü bir durum yaşanmamışken, sırf MYK kararlarının tanınmaması üzerinden talep edilen bir Olağanüstü Genel Kurulu toplamak, gelecekte sendika içinde, MYK’ya muhalif olan herkesin, basit gerekçelerle Olağanüstü Genel Kurul istemesinin yolunu açacaktı. Hiç kimsenin sendikaya böyle bir kötülüğü yapmaya hakkı yoktu. Yani bizim, seçim kaybetmek gibi bir derdimiz asla olmadı, demokratik bir sendikada, seçim kazanmak kadar kaybetmekte olağandır. Önemli olan kişilerin değil sendikanın kazanmasıdır. Kısacası tek derdimiz sendikayı, gereksiz iç çekişmelerden korumaktı. Bunu düşünmemiş olsaydık genel kurulu toplardık.
 
Yukarıda belirttiğim gibi sendika tüzüğünü ve genel kurul iradesini yok sayanlar, başka şubeler, hatta olmayan şube adına usulsüz evrak düzenleyerek, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi seçimlerinde, desteklediği gruba oy verecek kişileri delege olarak konseye bildiren, Konak eski şube Başkanı ile şube yürütme kurulu üyelerinin, tamamen bağımsız bir organ olan, Merkez Disiplin Kurulu kararıyla görevden alınmalarını ve usulsüzlüğü yapan şube başkanının sendikamız üyeliğinden çıkarılmasını tasfiyecilik olarak açıklamak suretiyle sahteciliğe onay verdiler. Başlı başına bu tutumları bile, yönetime geldikleri takdirde, sendikayı hangi amaçlar için kullanacaklarını göstermeye yeterde artar. 
 
Sözde muhalefetin sahip çıktığı, şube başkanı, görevden alınma kararı kendisine ulaştıktan sonra, görevden alınan şube yürütme kurulu üyeleri ile birlikte genel merkeze gönderdiği yazıda, “verilen karara her türlü hukuki ve cezai yasal haklarımız saklı kalmak kaydıyla itiraz ediyoruz. Öncelikle, İbrahim Yılmaz hakkında verilen ve Tüzüğün 10. Maddesinin a-c fıkrasına dayanak teşkil eden disiplin kurulu kararı İbrahim Yılmaz olarak şahsıma atılmış bir iftira olup, hukuken olmayan bir sendika Genel Merkezi ve Disiplin Kurulu olarak kendini gösteren bu kişilerin kişilik haklarıma bu şekilde tecavüz etmesi ceza yasasına göre suçtur. Bu nedenle (a) ve (c) fıkrasına göre karar veren Disiplin Kurulu üyeleri hakkında ve buna göz yuman Merkez Yürütme kurulu üyeleri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağım. Ayrıca İçişler Bakanlığı tarafından kapatılan ve hukuken var olmayan sendikanın bu tür hareketinin söz konusu olamayacağından İçişleri Bakanlığına da ayrıca gerekli başvuru yapacağım.”
 
“ayrıntılara girmek istemiyorum. Kendini Disiplin Kurulu olarak gören bu kurulun kararının Genel merkezce tekrar gözden geçirilerek kişilik haklarıma yapılan bu iftiranın ortadan kaldırılmasını, benimle ilgili ve arkadaşlarımla ilgili onurumuzun iadesini, olmadığı taktirde her türlü yasal haklarımızı kullanacağımızı bundan en fazla sendikanın zarar göreceğini bilgilerinize sunarız.” Evet sendikanın kapatıldığını, olmayan bir sendikanın, olmayan organlarının kendisi hakkında karar veremeyeceğini, karar düzeltilmediği taktirde, Cumhuriyet Başsavcılığı ile İçişleri Bakanlığına başvuracağını belirten bu yazı tüm şube ve temsilciliklerimize gönderilip, kendilerine bilgi verikdikten sonra, 10 Mayıs 2016 tarihinde, sendikayı yok sayan bu yazıyı imzalayanların da, hazır bulundukları, Ankara Çankaya Şubesinde yapılan sözde muhalefet toplantısında, mahkeme tarafından kapatılmış sendikamızın tüzel kişiliğinin sona erdiği, tüzel kişiliği bulunmayan sendikanın faaliyetini sürdürmesinin ve aidat toplamasının mümkün olmadığı, dolaysıyla “mobilaidat” sisteminin durdurulması için, GSM operatörlerine, ihbarda bulunulmasının ve sendikanın faaliyetinin tamamen durdurulması için içişleri Bakanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmasının tartışıldığı, kendi sosyal medya paylaşımlarından ortaya çıktı.
 
Ayrıca bu toplantıda, olağanüstü genel kurul talebini imzaladığı belirtilen 81 delege adına yazıldığı anlaşılan bir yazı 16.05.2015 tarihinde, içinde siyasi partilerin, sendikaların, meslek odalarının, derneklerin bulunduğu yüzlerce örgütün e-posta adresine gönderildi. “ÖRGÜTLERE BİLGİLENDİRME” başlıklı yazıda yer alan, “Olağanüstü genel Kurul talebinde bulunan 81 delegenin iradesine saygı göstermeyen ve Olağanüstü genel kurula gitmemekte direnen MYK’nın, Ana Tüzük ve Yönetmenliklere, örgütün Genel Kurul kararlarına aykırı olarak aldıkları ve alacakları, örgüt iradesini yok sayan kararlarını bizde tanımıyoruz.” İfadesi, aslında 10. Olağan genel Kuruldan itibaren sürüdürdükleri, sendika organlarını tanımama tavırlarına meşruluk kazandırma çabası olarak gözükse de yazının devamında bulunan, “Önümüzdeki süreçte İç hukukumuz içerisinde çözemediğimiz bu yönetimsel sorunların çözümü için her türlü Meşru ve hukuki yol ve yönteme başvuracağımızı yetkililere iletiyoruz.” İfadesi ile birlikte değerlendirildiğinde bu tür ihbarlarda bulunacaklarının ipuçlarını görmek mümkündü. 
 
Bu yazıdan sonra, sendikayı ihbar etme kararlarının ilk adımı olarak, Avukat Cemalettin Gürler, GSM operatörü TURKCELL’e, Ankara 17. Asliye Mahkemesinin 2007 yılında DİSK/EMEKLİ-SEN’in kapatılmasına karar verdiğini, bu kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiğini, Mahkeme kararıyla kapatılmış bir sendikanın, üyelerinden aidat toplama yetkisi bulunmadığını bu nedenle şirketiniz tarafından yapılan aidat kesintisine son verilmesi ve “miobilaidat” sisteminin kapatılmasını başvurucu adına talep ediyorum, ihbarında bulundu. TURKCELL bu ihbar dolayısıyla, “mobilaidat” sistemini kapattı. TURKCELL’in sistemi kapatması, otomatik olarak diğer iki operatör Vodafone ve Türk Telekomun’da kesinti yapamamalarına yol açtı ve sistem tamamen kapanmış oldu. Avukat Cemalettin Gürler, kendisini telefonla arayan Avukatımıza İhbarın amacını, Olağanüstü Genel Kurulu toplamayan, MYK’yı zorlamak olarak açıkladı. Asıl garip olan ise Avukatın kim veya kimler adına ihbarda bulunduğunu belirtmemiş olmasıydı. Halbuki Avukatlık kanununa göre, her Avukat, kamu veya özel ilgili yere ilettiği şikayet ve ihbar başvurularına ilişkin dilekçesinde, müvekkilinin adını belirtmek ve vekaletinin bir suretini eklemekle mükelleftir. 
 
İhbarın yapıldığı 2016 yılında, 21 yıldır mücadele eden, sistemin tüm engellemelerine rağmen, mücadele azminden hiçbir şey kaybetmemiş olan on binlerce emeklinin yoğun bir emekle hayat verdiği, direk taraf olmadığı halde mücadelesiyle, emeklilere önemli kazanımlar sağlamış olan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, kapatılmış sendikanın faaliyetlerini sürdürmek suretiyle, kanuna karşı suç işlendiği, suçlamasıyla, Konfederasyonumuz DİSK Genel Başkanı Kani Beko ile kapatma kararının kesinleştiği 2008 yılından itibaren, sendika da MYK üyeliği yapmış arkadaşlar hakkında, 2014 yılında başlattığı soruşturmada kovuşturmaya yer yoktur kararı verirken, sendika üyelerinden toplanan 2,5 – 3 TL. aidatın gönüllülük esasına göre toplandığını ve sendikanın harcamalarında kullanıldığını belirterek, aidat toplayabileceğimizi kabul ettiği, bir süreçte, yıllarca sendikada görev yapmış ve elden aidat toplamış olanların, bu sendika kapalı dolayısıyla, aidat toplayamaz diye ihbarda bulunmalarını kim hangi demokratik hakkın kullanımı olarak açıklayabilir. 
 
Kısacası, 10. Olağan Genel Kuruldan itibaren uzlaşmaz tutumlarını sürdürenler, sendikayı işlemez hale getirerek, kapattırma hedeflerine ulaşmak için her yola başvuruyorlardı. Bu nedenle, sorunu çözmeye yönelik iyi niyetli yaklaşımımızı suiistimal ederek, işi ihbarcılığa, yani sistem muhbirliğine kadar vardırdılar. 
 
Doğrusu biz “mobilaidat” sistemine geçiş kararı alırken, bu kararımızla sendika içinden birilerinin, kişisel çıkarlarını engelleyeceğimizi, dolayısıyla onların sendikayı, böleceklerini veya temeli kapattırmak için ilgili makamlara ihbar da bulunacaklarını hiç mi hiç düşünmemiştik. 
 
İhbarın ardından, 31 Mayıs 2016 tarihinde konuyu tüm yönleriyle değerlendiren Merkez Yürütme Kurulumuz, iyi niyetimizin, sözde muhalefet tarafından daha fazla suiistimal edilmesine ve sendikamıza zarar vermesine izin vermemek gerektiğinden hareketle, ihbarcıları, tedbiren bulundukları görevlerden alarak, Merkez Disiplin Kuruluna sevk etti.
 
Zamanın Disiplin Kurulu başkanı aylarca kurulu toplamadı ve dosyayı bekletti. Buna son verilmesi ve dosyanın biran önce sonuçlandırılması için, kendisi ile kurul üyelerine yaptığımız uyarılardan sonra, kurulu 24 Eylül 2016 tarihinde toplantıya çağırdı ise de, sendikamız tüzüğünü ihlal edenlerin yaptıkları ihbarla ilgili değerlendirme yapmak ve tüzük gereği onları cezalandırmak yerine, Merkez Yürütme Kurulumuzu sorgulama yönünde kurula dayatma yapmaya çalıştı. Kurul üyelerinin bu dayatmayı kabul etmemeleri üzerine, görevden istifa etti. 
 
Görevini yapmayan ve oldu bittiyle kurula karar aldırmaya çalışan kurul başkanı, istifasının hemen ardından ihbarcıların yanında yerini aldı. Asıl ilginç olan ise disiplin kurulu başkanı sıfatıyla, sahte evrak düzenlediğini tespit ettiği ve sendika üyeliğinden çıkarılması kararının altına imza attığı, Konak eski şube başkanının, sözde açılışını yaptığı ve delege sıfatıyla oy kullandığı, korsan toplantıda sözde genel sekreter seçildiğini iddia etmesidir. 
 
İhbarla da yetinmeyen ihbarcılar, 3 Temmuz 2016 tarihinde yine içinde siyasi partilerin, sendikaların, meslek odalarının bulunduğu birçok mail adresine gönderdikleri yazıda, ihbarı yapan Avukat’a teşekkür ettikten sonra, kapatma kararının uygulanmamasının bizim hukuki başarımız olmadığını, Ankara Valiliğinin görevini yapmadığını belirtmek suretiyle, valiliği görevini yapmaya davet ettiler. İhbarcılıklarının altında ezildikleri için, aynı yazılarında yetkili olmadıkları halde sendikamız adını kullananların, sendikamızla ilgilerinin olmadığına ilişkin, ilgili yerlere yazdığımız yazıları ihbarcılık olarak açıklayarak, ihbarcılıklarının üstünü örtmeye çalıştılar.. 
 
İhbarcılar, bu yazıda, sendikamızın kapatıldığını GSM operatörlerine ihbar eden Avukat Cemalettin Gürler’le görüştüklerini ve kendisine “mobilaidat” sistemini kapattırmak üzere, ihbarda bulunması için yetki verdiklerini, Avukat Cemalettin Gürler’in gereğini yaptığını belirtip, kendisine teşekkür ederken, daha sonra yazdıkları yazılarda ise Avukatın bir üyenin isteği ile GSM operatörlerine ihbarda bulunduğunu belirtmek suretiyle ihbarı bir kişinin üstüne yıkmaya çalıştılar. Kuşkusuz bu tavır değişikliğinin nedeni, sendikamız içinden ve demokratik kamuoyundan yoğun tepki almış olmalarıydı.
 
Öte yandan sendika içinden bazı arkadaşların, iyi niyetli yaklaşımlarından yararlanmaya çalışan sözde muhalefet, şubeleri ziyaret ederek toplantılar yapmaya ve Olağanüstü Genel Kurul için destek almaya çalışmışsa da, Şube ve Temsilcilikler kendilerine destek vermemiştir. Sendika içinde yeterli desteği alamayan arkadaşlar, 24 Eylül 2016 tarihinde toplanan sendikamız Genişletilmiş başkanlar kurulunda, Olağanüstü Genel Kurul kararı alınmasını sağlamak üzere, kurul üyesi olmayanlarla kurul toplantısını bastılar. Merkez Yürütme kurulu olarak, salonu terk etmelerini istememize rağmen toplantıda kalmakta ısrar eden ihbarcılar, kurulun bu şekilde devam edemeyeceğini belirterek toplantıyı kapatmamızdan sonra, kurul üyesi olmayanlarla toplantıya devam ettiklerini ve sendikamız Merkez Genel Kurulunu, Olağanüstü toplantıya çağırmak üzere komite oluşturduklarını belirtmek suretiyle yetki gaspı yaptılar. 
 
Aynı gün öğleden sonra devam eden, sendikamız Genişletilmiş Başkanlar Kurulu bu baskının kabul edilemeyeceğini karar altına almış ve bunu sonuç bildirgesiyle kamuoyuna duyurmuştur.
 
Muhaliflerin kurduk dedikleri, aralarında Disiplin Kurulu kararıyla sendika üyeliğinden sürekli veya geçici olarak çıkarılmış olan yetkisiz kişilerinde bulunduğu, sözde olağanüstü genel kurul komitesi, sendika anatüzüğüne aykırı bir şekilde kendisini yetkili ilan ederek, Merkez Genel Kurulunu olağanüstü toplantıya çağıracağını açıkladı. Halbuki Sendika anatüzüğünde, Olağanüstü Genel Kurul kararı Merkez Yürütme Kurulu tarafından yerine getirilir.” Denmektedir. 
 
Sendika tüzüğüne aykırı davrandıkları için, Merkez Disiplin Kurulu tarafından sendika üyeliğinden, sürekli veya geçici olarak çıkarılmış olup, sendika üyesi dahi olmayan kişilerin öncülük ettikleri, bu grup, sosyal medya üzerinden ve delegelerin cep telefonlarına gönderdikleri mesajlarla Olağanüstü Genel Kurulun, 13 Kasım 2016 Pazar günü, Ankara’da toplanacağını duyurdu. 
 
Yetkili organın karar almadığı, seçim kuruluna başvurulmayan, seçim kurulunun askıya çıkarıp, son şeklini verdiği delege listesi bulunmayan, tüm delegelere yazılı çağrı yapılmamış, yetkili organların, rapor sunmadıkları ve ibra edilmedikleri, bir toplantının genel kurul olarak açıklanması mümkün değildir. Hele hele sendika tüzüğüne aykırı davrandıkları için sendika üyeliğinden çıkarılmış olanların, delege sıfatıyla yer aldıkları ve bazılarının ise sözde yürütme kuruluna seçildik dedikleri bu korsan toplantı, Emekli-Sen’e alternatif bir örgütlenmenin çalışmasıydı. Nitekim ihbarcılar, 20 Şubat 2017 tarihinde, Ankara valiliğine verdikleri dilekçe ile sendikamızın adını kullanarak, TÜM EMEKLİLER SENDİKASINI kurduklarını bildirdiler. 
 
22.02.2017 Ankara valiliği il dernekler müdürlüğüne, “TÜM EMEKLİLER SENDİKASI” adını kullanmamaları gerektiği yönünde yazılan yazıya, valilikçe verilen cevap yazısında, “Sendikaların örgütlenmesi ile ilgili mevzuat hükümleri gereği, EMEKLİLER” sendika kuramamaktadır. Bu nedenle, dilekçenizde belirtilen konu ile ilgili olarak, özel hukuk alanı çerçevesinde yargı yoluna müracaat edilmesi hususunda, bilgilerinizi arz ve rica ederim” elbette biz emek örgütlerinin, birbirlerini sistemin mahkemelerine vermelerinin doğru olmadığını düşündüğümüz için, valiliğin istiyorsanız, hukuk’a gidin çağrısına uymadık. Bu nedenle defalarca, ihbarcılara sendikanın isimini değiştirmeleri çağrısında bulunduk. 
 
Yıllardır sendikamıza üye olan, birçoğu, şube başkanlığı, şube yöneticiliği, hatta merkez yöneticiliği yapan ve 16-17 Mayıs 2015 tarihlerinde, yapılan Genel Merkez 10. Olağan Genel Kurulunda, Genel Başkanlığa, Merkez Yürütme Kurulu üyeliğine aday oldukları halde, Genel Kurulda seçim kaybettikten sonra, DİSK/EMEKLİ-SEN’nin kapatıldığını dolayısıyla, olmayan bir sendika olduğunu söyleyenlere, şu soruyu sormak gerekmez mi? aday olduğunuz, genel kurulda seçimi kazanmış olsaydınız, sendika yasaldı da, kazanamadığınız için mi yasal değil? Seçimi kazanmış olsaydınız, yıllardır sistemin kapatamadığı sendikayı kendiniz mi kapatacaktınız? Neden aynı ismi kullanmakta ısrar ettiniz? Aynı isimi kullanmanız Devlet tarafından AİHM’de dosya da, Tüm Emekliler Sendikası yeniden kuruldu faaliyetine devam ediyor diye kullanılmış olabilir mi? Savcının soruşturma sırasında, sendikanızı kapatın ve yeniden kurun demesi ile sizin aynı ismi kullanmanızın bir bağlantısı var mı?
 
Yukarıdaki soruları çoğaltmak öümkün ancak şimdilik bu kadarı yeter. Kuşku yok ki, İhbarcıların Aynı isimle sendika kurmalarının amaçlarıdan biride, DİSK/EMEKLİ-SEN’in devletin kurumları tarafından kapatıldığı, kendilerinin ise aynı kurumlar tarafından kabul edildiğini, yasal sendika oldukları, algısı ile üyeleri yeni sendikaya üye yapmaktır. Aynı ismi kullanmalarının bir başka nedeni ise Emekli-Sen’in fiili mücadelesi ile elde ettiği meşru alanı kullanmak istemeleridir. Bunun adına emek hırsızlığı denir.
 
İlk günden itibaren biz sendika kurduk, tek yasal sendika biziz diyenler, yasallık birilerinin icazetiyle kazanılacak bir şey değildir. Yasallık verilen, fiili ve meşru mücadeledir. Bir Sendika yasallığı üyelerinin onur veren desteklerinden ve verdiği alan mücadelesinden alır. DİSK/EMEKLİ-SEN’in Bu güne kadar, yaptığı eylem ve etkinlikler, açıklamalar, emekliler adına söyledikleri ülkeyi yönetenleri emeklilerin sorunlarını çözme yönünde adım atmaya itmektedir. 
 
Evet, bugün geldiğimiz noktada, olumsuz AİHM kararının ardından, DİSK/TÜM EMEKLİLER SENDİKASININ yerine kurulan, DİSK/EMEKLİLER SENDİKASI’ından bazı arkadaşların, sendikaya ihanet etmiş bu ihbarcıların kurdukları sendika ile birleşme eğiliminde olduklarını görüyorum. Bu oldukça üzücüdür, Zira bu tavır, ihbarın nedeni o zamanki yönetimdi, eh artık o yönetim olmadığına göre birleşebiliriz gibi haksız ve mesnetsiz bir tavırdır. Bunu düşünenler bilmeliler ki, ihbarcılar o gün yönetimde olan bizleri değil, sendikayı ihbar ettiler. Dolayısıyla, böyle bir birleşme asla olamaz ve olmamalıdır. Kurumsal bir birleşme kesinlikle tartışılmamalı. Hiç kimse bu tavrımı, emeklilerin tek çatı altında birleşmelerine karşı olmak olarak değerlemdirmemeli. DİSK/EMEKLİ-SEN'in kapısı ihbarla ilgisi olmayan emeklilere her zaman açıktı. Eminimki bundan sonrada açık olacaktır. Açıkça ifade ediyorum, 2015 yılında yapılan 10. Genel Kuruldan sonra yapılanlar korsanlıktır. Sendikaya ihanettir. Hiç kimse bunun basit bir iktidar muhalefet kavgası olduğu saflığına düşmemelidir. Çünkü öyle bir kavga yoktur. Bu tamamen, kapatma kararının kesinleştiği 2008 yılında başlayan, soruştırma savcısının söylediğiylede örtüşen, sendikayı kapatma ve yeniden bir kurma girişimidir.
 
DİSK/EMEKLİ-SEN'in, karşı karşıya kaldığı, sözde muhalefetin, biz yoksak gerisi tufan anlayışınıda aşan, sistemle paralellik içeren saldırısının detaylarını özetlemeye çalıstığım ve her satırı, gerçeği yansıtan bu uzun yazıyı, tüm arkadaşların okumaları önemlidir. Evet Birleşme, kelime olarak kulağa hoş gelen ve kimsenin karşı çıkamayacağı bir kelimedir. Ancak sağlıklı bir birleşme için, geçmişte yaşananların detaylı bilinmesine ihtiyaç vardır. Olayları birebir yaşamış bir kişi olarak, bu yazıyı yazmamdaki amaç, bugün masumane bir şekilde iki sendika birleşsin diyen arkadaşları, doğru bilgilendirmek ve birleşme niyetlerini dile getirirken kimerle birleşeceklerini bilmelerini sağlamaktır.
Bu yazı 1299 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum