içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BANKA PROMOSYONLARI VE EMEKLİLER!

Türkiye Cumhuriyeti, Maliye Bakanlığı, Muhasebat Genel Müdürlüğünün 20.2.2004 tarihinde 25379 sayılı Resmî Gazete de yayınlanan aylık ve ücretlerin, Bankalar aracılığıyla ödenmesine ilişkin Tebliğinin uygulanmaya konması ile birlikte, bankalar, çalışanların aylık ve ücret ödemelerini alabilmek için, kıyasa bir yarış içine girdiler. Bu yarışta öne geçmek için kurumlara, nakdi ve ayni teşvikler vermeye başladılar. Adına promosyon denilen bu ödemeler, promosyonların kurumlara mı? Yoksa çalışmalara mı? Ödenmesi gerektiği yönünde ciddi tartışmalar yaşanmasına yol açıyordu.

Peki promosyon neydi? Kime verilmesi gerekirdi? Promosyon genel anlamıyla, teşvik veya tanıtım amaçlı verilen bir hediyedir. Türkiye’de, çalışanların maaşlarının banka üzerinden ödenmesine başlanmasıyla birlikte, serbest piyasa kuralları gereği, önceleri her banka, çalışanların maaş ödemelerini almak için, onların işvereni olan kurumlara çeşitli destekler vermekteydiler. Çalışanlar ise bu ödemelerin kendi maaşlarına karşılık verildiğini, dolayısıyla kendilerine aktarılması gerektiğini ileri sürüyorlardı. Bu tartışmalar arasında açılan bir davada mahkemenin, promosyonun işveren ile çalışan arasında paylaştırılması gerektiğine karar vermesi üzerine, işverenler/kurumlar aldıkları promosyonların bir kısmını çalışanlara aktarmaya başladılar. Bu durumun, kamu kurumları arasında uygulama farklılıklarına ve tartışmalara yol açması üzerine, Başbakanlık 2007 yılında yayınladığı 21 sayılı genelge ile kamu kurumlarının promosyon konusunda yapmaları gerekenlere ilişkin esasları belirledi. 20 Temmuz 2007 tarihli 26588 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan zamanın Başbakanı, Recep Tayyip Erdoğan imzalı, 7 maddelik bu genelgenin amaç bölümünde, “Bankalar tarafından sunulan, ek mali imkanların, tasarrufuna ilişkin olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulama birliğinin sağlanması amacıyla, aşağıda belirtilen hususlara uyulması gerekmektedir” denmektedir. Genelgenin 2. Maddesinde” Aylık ve ücretlerin hangi banka aracılığı ile ödeneceği, oluşturulacak üç kişilik bir komisyon tarafından istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle tespit edilecektir.” denmektedir. Genelgenin bundan sonraki bölümlerinde, komisyonun oluşumu, promosyonun ödenme şekli, promosyonun tamamının çalışanlara verilmesi esas olmakla birlikte, kurumun bazı iyileştirmeler yapmak için en çok 1/3’ünü, kendisinin kullanabileceği, ancak bunun denetime tabi olması gerektiği ve bankanın uyacağı esaslar düzenlenmekteydi.

O zaman Genel Başkanlığını yürütmekte olduğum, DİSK’e bağlı Tüm Emekliler Sendikası olarak, Başbakanlığın bu genelgesinin, bir kamu kurum olan ve milyonlarca emekli ile onların dul ve yetimlerine aylık ödeyen, emeklilerin işvereni konumunda ki, Sosyal Güvenlik Kurumunu (SGK)’da bağladığını. Dolayısıyla kurumun, emekli aylıklarını ödemek isteyen bankalardan teklif almak suretiyle en iyi teklifi veren banka veya bankalarla protokol yaparak, emeklilere promosyon verilmesini sağlaması gerektiğini dile getirmiştik. Süreç içinde müteaddit defalar konuyla ilgili basın açıklamaları, yürüyüşler ve imza kampanyaları düzenlemiştik. Sendika Genel Başkanı sıfatıyla, tarafıma promosyon ödensin diye iş mahkemesinde emsal dava açmıştım. Ancak bu dava yerel mahkemede reddeilmişti.

2007 yılından itibaren başlayan bu çalışmalar çerçevesinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bürokratlar ve SGK yöneticileri ile görüşmeler yapılmıştı. Tüm bu girişimlere rağmen, emeklilere promosyon ödemesi sağlanmazken, gündem sıkıntısının yaşandığı günlerde, günün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bankalarla görüşüyoruz, yakında emeklilerimize müjdeli haberi vereceğiz gibi, popülist açıklamalar yapıyorlardı.

Bu açıklamalar, hükümetin veya bakanın, promosyonu kendi lütufları olarak algılatma çabasından başka bir şey değildi. Hâlbuki promosyon lütuf değil, haktı. Zira promosyon kişinin maaşını ödeyen bankanın, bu ödemeyi alması ile kendi müşterisi konumunda olan kişiye verdiği bir teşviktir. Üstelik banka, her ay emekli adına, açtığı vadesiz hesaba aktarılan bu paraya karşılık kişiye herhangi bir faiz ödemesi yapmadığı gibi, değişik bankacılık hizmetlerine karşılık para almaktadır. Nitekim, Banka faiz ödemediği bu parayı çalıştırma imkanına sahip olduğu gibi, otomatik ödeme, havale ve diğer birçok bankacılık hizmetine karşılık, ücret almak suretiyle gelir sağlamaktadır. En önemlisi ise aldıkları maaş yetmediği için, sürekli kredi çekmek zorunda kalan emekli kişiler, kredi için maaş aldıkları bankalara başvurmaktadırlar. Yani emekli bankaya borçlanmakta ve çektiği kredi karşılığında faiz ödemektedir. Üstelik bu kredinin taksitleri, her ay bankadaki vadesiz hesaba yatan maaşından otomatik olarak çekildiğinden, ödenmemesi gibi bir durumda söz konusu değildir. Basit bir hesapla bugünkü faiz oranlarıyla, bankadan 3 yıl vadeli 25 bin lira çektiğinizi ve bunu her ay yaklaşık 900 lira olarak ödediğinizi düşünün, geri ödeyeceğiniz toplam para 36x900=32.400 lira yapar. Yani 7.400 lira fazla ödemiş olacaksınız. Bankanın emekliden elde ettiği diğer gelirleri de düşünürsek, banka emekliğe, 3 yıllığına 1.000 lira ödese bile elde ettiği toplam gelirin çok azını ödemiş olacaktır. Bugünün Türkiye’sinde hemen her emeklinin bankadan kredi çektiğini düşünürsek, bu milyarlarca lira gelir demektir.   

Yukarıda belirttiğim gibi, Başbakanlık Genelgesinin yayınlandığı 2007 yılından itibaren, bir hak olan banka promosyonun emeklilere ödenmesinin sağlanması için, emeklilerin işvereni olan SGK’nın ihale açması gerektiği yönünde verdiğimiz mücadele 2017 yılında sonuç verdi. Ancak yapılan bir ihale açmak değil, zamanın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile T.C. ziraat Bankası Genel Müdürünün imzaladıkları bir protokole emeklilere cüzi rakamlarla promosyon verilmesiydi. Yani hükümet kendi çıkardığı genelgeyi uygulamadı. Kapalı kapılar ardında kamu banklarıyla yaptığı bir protokole göre, 3 yıl için, 1000 TL’ye kadar maaş alanlara 300, 1000-2000 TL. arası maaş alanlara 375, 2000 TL. üstü maaş alanlara ise 450 TL. promosyon verilmesine ilişkin protokoller imzalanmıştı. Halbu ki bizim talebimiz ihale açılması ve emeklilere 10 yıllık geriye dönük promosyon ödenmesiydi. Aslında hükümet bu uygulaması ile bankaları kurtarmıştı.

Başvurulan yöntem ile verilen rakamlara bakıldığında, devletin kendisinin anayasaya uygun davranmadığı ve emekliler ile çalışanlar arasında fark gözettiği açıkça görülmektedir. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti, Anayasasının 10. maddesi; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denmektedir. Görüldüğü gibi, Anayasanın amir hükmü olan eşitlik ilkesine uygun davranılmamıştır.

Şimdi 3 yıl tamamlanmak üzere, Nisan 2020’de bu protokolün yenilenmesi gerekiyor. Dolayısıyla bir daha aynı durumun yaşanmaması için, emekli örgütleri harekete geçmeli. Promosyonun 2007 yılında çıkarılan, Başbakanlık Genelgesindeki esaslar çerçevesinde ve çalışanlara verilen miktarda promosyon ödenmesi için, kamuoyu oluşturacak eylem ve etkinlikler yapılarak hem hükümet ve SGK hem de milyonlarca emekliye maaş ödeyen bankalar üzerinde baskı kurulmalıdır. Konu Meclise taşınmalı, milletvekillerinin soru önergeleri vermelerinin yanı sıra yapacakları gündem dışı konuşmalarda, konuyu gündeme getirmeleri sağlanmalıdır. Bankalarla görüşmeler yapılmalı, emeklilerin, yüksek promosyon verecek bankaya veya bankalara yönlendirileceği taahhüdünde bulunulmalıdır. Çünkü ticari kuruluş olan, her banka garanti müşteri olup, birçok hizmet alan emeklileri kaybetmek istemeyecektir. Bu çalışmalar, yukarıda belirtilen 2007/21 sayılı Başbakanlık genelgesi, Anayasanın 10. maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesi, serbest piyasa kuralları gibi argümanlara dayandırılmalıdır. Ayrıca promosyonun ne bankaların ne de hükümetin lütfu olmadığı, maaş ödeyen bankanın müşterisi olan emekliden kazandığının cüzi bir kısmını ona vermesi olduğu ısrarla dile getirilmelidir. Bu yapılmadığı taktirde hükümet, promosyonu kendi lütfu olarak sunacak ve bundan siyasi rant devşirmeye çalışacaktır.

Haydi DİSK Emekli-Sen emeklilerin sesi olmaya devam!
 

Bu yazı 2340 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum