içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

EMEKLİLERİN SENDİKA HAKKI OLMALI

EMEKLİLERİN SENDİKA HAKKI !

Songünlerde yazılı ve görsel basın ile sosyal medya da, yargının emeklilere sendika hakkı tanıdığına dair bir haber yer almaktadır. 25 yıldır süren bir mücadele ve bu mücadele de edinilen deneyimlerle, popülizme kaçmadan yargınım kararının hangi anlama geldiğini, tüm yönleriyle irdelemekte fayda var. Zira ancak böyle yapılırsa kamuoyu ile milyonlarca emekliyi doğru bilgilendirmek mümkün olacaktır. Aksi bir durumda emeklilerin beklenti içine girmelerine neden olunacağı gibi, sendika yöneticileri de bundan sonraki süreçte olabileceklere karşı doğru tavır geliştirmede ve mücadele çizgisi belirlemede sıkıntılar yaşayacaklardır.

Bahse konu kararı değerlendirip, içeriğini sizlerle paylaşmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, sendikal mevzuat ile Anayasaya uygun olarak kabul edilmiş, temel hak ve Özgürlüklere ilişkin uluslararası belgelerde bulunan sendika hakkı ile Türkiyedeki uygulamalara gözatmak gerekiyor. Zira Türkiye sendikal hakların kullanımı hususunda gerek, çalışanlar açısından, gerekse uluslararası sözleşmelere uygun olarak, hak ve menfaatleri ortak olan, Emekliler, üretici Köylüler, Öğrenci gençlik, Ev çalışanları ve işsizler gibi toplumsal katmanların bu hakkı kullanmaları hususunda sabıkalı bir devlettir. Kuşkusuz bunun en bariz örneği, 1995 yılından bu yana nerdeyse 25 yılını tamanlayacak olan emeklilerin sendika hakkını kullanması mücadelesinin önüne engeller çıkarılmasıdır.

Halbu ki Türkiye'de, yürürlükte bulunan sendikal mevzuata göre, yeni kurulacak olan herhangi bir sendika, enaz 7 kurucu üyenin, kanunda (sendikalar kanunu) belirtilen belgeleri, sendika Genel Merkezinin bulunacağı, ilin valiliğine vermeleri ile tüzel kişilik kazanır. Dikkat ettiyseniz burada, sendika kurmak için, hiç bir kamu makamından önceden izin alınmasına dair herhangi bir önkoşul yoktur. Yani sendika kurmak izne tabi değildir.

Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sendika Kurma Hakkı" başlıklı 51. maddesi: "Çalışanlar ve İşverenler, çalışma ilişkilerinde üyelerinin, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için, önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar (konfederasyon) kurma bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir........"denmektedir. Yine 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu Sözleşme, Kanunun "Kuruluş Usulü" başlıklı 7. maddesi; Kuruluşlar, kurucularının kuruluşun merkezinin bulunduğu il valiliğine dilekçelerine ekli olarak kuruluşun tüzüğünü vermeleri ile tüzel kişilik kazanır."denmektedir. Görüldüğü ne anayasa da, nede kanunda izin şartı yoktur. Yok ama bu sadece başvuru süreciyle sınırlı bir durumdur. Zira 6356 sayılı kanunun aynı maddesine göre, valilik aldığı başvuruyu 15 gün içinde ilgili bakanlık olan, Aile, Çalışma ve Sosyal Bakanlığına gönderir.

Burada önemli bir ayrıntıya dikkat çekmem gerekiyor. Dikkat ettiyseniz Anayasanın ilgili maddesi, sendika kuracakları, "Çalışanlar ve İşverenler" şeklinde sınırlandırıyor. Halbu ki, Türkiye Cumhuriyetinin imzaladığı ve taraf olduğu, Temel Hak ve Özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar bu hakkı "herkes"e tanımaktadırlar. Zira bu hak diğer birçok hak gibi, temel bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla, Temel Hak ve Özgürlüklerin tamamının anası niteliğinde olup, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen, İnsan Hakları Evrensel Beyyannamesinin 23/4 naddesi: "Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır."denmektedir. Bu beyanname Türkiye tarafından 1949 yılında kabul edilmiştir. Aynı şekilde, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel haklar Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslarası sözleşme. Tüm bu sözleşmelerin ortak özelliği sendika hakkını, "herkes"e tanımalarıdır. Bu sözleşmelerin tamamı Türkiye tarafından imzalanmış ve taraf olunmuştur. Bu sözleşmelerin kabulüne ve hüküm teşkil etmelerine ilişkin Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası: " usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayayasa aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz." Aynı fıkraya, 7.5.2004 tarihli, 5170 sayılı kanunun 7. Maddesi ile eklenen cümle ise şöyle, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." Görüldüğü gibi, tüm bu milletlerarası andlaşmalar sendika hakkını ayrımsız "herkes"e tanırken herhangi bir sınırlama getirmemektedir. Bunların kabulüne ve hüküm teşkil etmelerine ilişkin anayasa maddesi ise bunların kanunların üstünde olduğunu ve öncelikle hüküm teşkil edeceklerini anayasal güvenceye almıştır.

Tüm bunlardan hareketle, sendika kurma hakkının 51. maddedeki şekliyle sadece Çalışanlar ile İşverenlere tanınması, anayasa maddelerinin birbirleri ile çelişmelerine yol açmaktadır. Zira sendika kurma ve üye olma hakkı 90. maddeye göre yürürlüğe konulmuş, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarda, temel bir insan hakkı olarak, "herkes"e tanınmıştır. Bu andlaşmalara uygun olarak, uygulamada farklılık olsa da, Türkiye'nin tam üyelik görüşmeleri yaptığı Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin tamamında, emekliler sendika hakkını kullanmaktadırlar. Bu sendikalar, Avrupa Sendikalar Konfederasyonuna (ETUC) bağlı, Emekli ve Yaşlı Sendikalar Federasyonuna (FERPA) üye olarak faaliyet yürütmektedirler. DİSK'e bağlı eski adıyla Tüm Emekliler Sendikası, yeni adıyla, Emekliler Sendikası, EMEKLİ-SEN'de bu federasyona üyedir. Zira yukarıda açıklanan, milletlerarası andlaşmalarda yeralan, "Herkes" kelimesinden anlaşılması gereken, hak ve menfaatleri ortak olan tüm toplumsal katmanların, dolayısıyla emeklilerinde sendika kurma hakkına sahip olduklarıdır. Ne yazık ki, Türkiye'de tam tersi uygulama yapılmaktadır. 12 Temmuz 1995 tarihinde, DİSK'e bağlı TÜM EMEKLİLER SENDİKASININ kurulmasıyla başlayan, emeklilerin sendikalaşması mücadelesi, 25 yılldır sürüyor. Önceleri evrakları alan ve daha sonra anayasanın 51. maddesi ile sendikalar kanununda, "emekliler" kelimesi geçmemiş olmasını bu hakkın yokluğu şeklinde yorumlayan valilikler, kurulan sendika hakkında kapatma davaları açmaya başladılar. Valilklerin açtığı davalar yargıda reddedilince, Cumguriyet Savcılıkları, içişleri ve Çalışma bakanlıkları devreye girdiler ve tekrar tekrar davalar açtılar. Tüm bunlar yaşanırken, DİSK'e bağlı TÜM EMEKLİLER SENDİKASININ, 2003 yılında, Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde, mahkemenin, uluslararası hukuk konusunda uzman üç öğretim üyesinin yukarıda belirtilen milletlerarası andlaşmalara vurgu yapan bilirkişi raporunu dikkate alması ve savcılığın sendikanın kapatılması talebini reddetmesi ile önemli bir davayı kazanmasından sonra, valilikler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının talimatı ile evrakları almamaya ve işlem yapmamaya başladılar. Bu ise yukarıda değindiğim, sendika kurmanın izne tabi olmadığına dair Anayasa ve kanun maddelerine aykırıydı. Çünkü bir valilik, kurucuların kim olduğuna bakmaksızın, kendisine yapılan kuruluş başvurusunu almakla yükümlüdür. Yani herhangi bir valilik, sendika kuruluş başvurusunu, anayasanın 51. maddesinde emekliler kelimesi geçmemiş diye almamazlık yapamaz.

Nitekim Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Çalışma Genel Müdürlüğünün, 2003 yılında, 81 il valiliğine gönderdiği, içinde emeklilerinde bulunduğu bazı toplumsal katmanların, sendika kuruluş başvurularını almamalarına ve işleme koymamalarına dair genelgesinin iptali için, o zaman başkanı bulunduğum, DİSK'e bağlı Tüm Emekliler Sendikasının, genelgenin iptali için yaptığı başvuruyu inceleyen Danıştay 10. Dairesi, talebi kabul etmiş ve genelgenin iptaline karar vermiştir. Bakanlık vekilinin, kararın iptali talebiyle, Danıştay Daireler kuruluna yaptığı başvuruyu inceleyen kurul, talebi oybirliği ile reddetmiş ve 10. Daire kararı kesinleşmiştir. Ancak tüm bu kararlara rağmen, idare, pozitiv hukuk kurallarını çiğnemeye ve davalar açmaya devam etti.

Gelelim bu yazının asıl konusu olan, Ankara 8. İdare Mahkemesinin, yargı emeklilere sendika hakkı tanıdı şeklinde kamuoyuna açıklanan son kararına. Bu kararın gerekçesi henüz yazılıp açıklanmamış olsa da, ön kararı incelendiğinde, uluslararası sözleşmelerde "herkes"e dolayısıyla, emeklilerin sendika hakkının kabulü ile verilmiş bir karar olmadığı, tamamen yukarıda değindiğim, sendika kurmada, herhangi bir makamdan izin alma zorunluluğu bulunmadığı, aksine anayasa ve kanun hükümleri gereğince, başvuru yapılan valiliğin belgeleri almamak ve işlem yapmamak hakkı bulunmadığına vurgu yapılan, valilik kararının iptaline ilişkin bir karardır. Tüm bunlar varken, biz dava kazandık, yargı emeklilere sendika hakkı tanıdı, tek yasal sendika biziz demek, milyonlarca emekliyi beklentiye sokan popülist bir yaklaşımdır. Zira yukarıda belirttiğim gibi, 1995 yılında kurulan DİSK'e bağlı Tüm Emekliler Sendikası, gerek idari, gerekse hukuki birçok dava kazanmış ve bu mehkeme kararları kesinleşmiş olsa da, ülkeyi yöneten irade pozitiv hukuk kurallarını çiğneyerek, kapatma kararı çıkartana kadar davalar açmaya devam etmiştir.

Evet bu karar bir kazanım olsa da, emeklilerin sendika hakkını kabul eden bir karar değildir. Görünen o ki, bu hakkın kullanımını sağlayan, bir kanun düzenlemesi olmadıkça, sıkıntılar yaşanmaya devam edecektir. Şimdi yapılması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerekli kanuni düzenlemenin yapılmasını sağlamak için, başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Temel Hak ve Özgürlüklere ilişkin milletlerarası belgeleri, bu belgeleri iç kanunlarında üstünde kabul eden, anayasanın 90. maddesini temel alan ciddi bir mücadele verilmesidir.
Kısacası, şiarımız; "HAK VERİLMEZ ALINIR!" Sloganımız ise "ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASI MÜCADELESİNDEN EMEKLİ OLUNMAZ" olmalıdır.

Bu yazı 1457 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum