içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

GERÇEK NEDEN SURİYE'LİLER Mİ?

Son zamanlarda, hükümetin Suriye'lilere tanıdığı kolaylıklara ilişkin çok haber okuyoruz. Bunların bazıları doğru olsa da büyük çoğunluğu şişirme haberler olup, aslında hukümetin işine gelmektedir. Özellikle sağlık alanında, Suriye'iler yüzünde, hastanelerden randevu alamıyoruz, hastanelerde sıra gelmiyor gibi, söylemler, 17 yıllık AKP iktidarının sağlık alanında yaptığı tahribatı gözden kaçırdığı ve kendisini tepkinin asıl hedefi olmaktan çıkardığı için iktidara can simidi olmaktadır.

17 yıldır ülkeyi yöneten AKP İktidarının sağlık alanında yaptığı tahribata geçmeden önce kısaca, Suriye'lilerin neden ülkelerini terk ettiklerine ve başta Türkiye, başka ülkelerde, bunca sıkıntıyla hayata tutunmaya çalıştıklarına, kısaca değinmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Evet Suriye, emperyalist ABD ile ortaklarının ortadoğu coğrafyasında bulunan ve gün geçtikçe azalan, enerji kaynaklarının kontrolü için, bu bölgede bulunan ülkelerin, kendisine engel olacak yönetimlerini, olmuyorsa sınırlarını değiştirmek için hazırladığı ve Sayın Cumhurbaşkanınında eşbaşkanı olduğunu açıkladığı, Büyük Ortadoğu Projesini hayata geçirmek üzere harekete geçen ABD ile müttefikleri, projeyi uygulamanın önünde engel olarak gördükleri, Esat yönetimini değiştirmek için hatekete geçtiler ve Suriye'ye demokrasi getireceğiz iddiasıyla, bölgede bulunan çağdışı krallık, şeyhlik yönetimleri ile işbirliği yaparak, Suriye'de iç savaş başlattılar. 2011 yılında başlayan ve tüm karşı çıkışlara rağmen, zamanın başbakanı, şimdinin Cumhurbaşkanı Erdoğan hukümetinin ülkemizi de taraf haline getirdiği, savaş nedeniyle, milyonlarca Suriye'li ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Elbette bunların büyük bir kısmı Suriye'nin sınır komşusu olan Türkiye'ye sığındı. Türkiye Birleşmiş Milletler mültecilik hukuku çerçevesinde, bu insanları mülteci olarak kabul edip, yine BM'den alacağı destekle, kamplarda barındırmak yerine, misafirlik statüsü ile ülkeye dağılmaları politikası uyguladı. Halbuki bu insanlara mülteci statüsü verilmiş olsaydı, kamplar kurulacak, BM gözetiminde sağlık, eğitim gibi birçok hizmet kendilerine yerinde verilecekti. İktidar bunu yapmak yerine, bir yandan ucuz işgücü olarak ülke içinde kullanmak, diğer yandan ise batıdan istediği tavizleri koparabilmek için, zaman zaman kapıları açarım, Suriye'lileri size gönderirim tehdidine malzeme yaptı. Onları setbest bırakan ve ülkeye dağılmalarına olanak sağlayan, misafirlik statüsü verdi. Suriye'li mültecileri içeriye ve dışarıya karşı kullanmayı amaçlayan bu politika, sonucu ülkeye dağılmış olan bu insanların eğitimsizliklerinin üzerine, uyum sorunuda eklenince sıkıntıların başgösternesi kaçınılmazdı. Bu göçmenlerin, eli iş tutan erkekleri, asgari ücretin altında ücretle çalışmayı kabul edip, ilkel koşullarda çalışırken, kadın ve çocuklar ise sokaklarda dilencilik yapmak suretiyle hoş olmayan görüntüye neden oluyorlardı. Üstüne birde başka bir ülkede, eğitim ve günlük hayattan kopmuş gençlerin bulaştıkları, ya da bulaştırıldıkları suçlar ile toplumun memnuniyetsizliği de eklenince, hayatın her alanında ülkelerini terk etmek zorunda bırakılmış bu insanlara karşı tepkiler yükseldi. Elbette bunda iktidarın, Suriye'lileri ülke iç politikasında kullanmak için, onlara tanıdığı bazı kolaylıklarda rol oynuyordu. Buarada başta Cumhurbaşkanı, AKP sözcülerinin zaman zaman Suriye'llilere şu kadar para harcadık şeklindeki açıklamaları da, ekonomik kriz ile iktidarın uygulamalarının bunalttığı toplumun tepkisini bu insanlara yöneltmeye yönelik bilinçli aöıklamalardır. Halbuki bu paranın önemli bir kısmı BM ve AB fonlarından gelmektedir.

Şimdi özetlemeye çalıştığım, Suriye'li mültecilerin ülkemizde olmalarının nedenleri ile iktidarın onlara bakışına ilişkin bu kısa değerlendirmeden sonra, sağlık alanındaki tahribata göz atalım;

Bir süre önce bu sayfada, "SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM VE ŞEHİR HASTANELERİ GERÇEĞİ!" başlıklı bir yazı yazmış ve konuya detaylı bir şekilde değinmiştim. Şimdi bilgilerinizi tazelemeniz için, bu yazının bazı bölümlerini buraya alıyorum.

Evet, 2002 yılında iktidara gelen AKP'den önce, Türkiye Cumhuriyetin de uygulanmakta olan, sağlık sisteminin en önemli özelliği, 1961 anayasasın da yer alan ve büyük çoğunluğu 1982 anayasasında da varlığını sürdüren, sağlık sisteminin mümkün olduğunca sosyal olması düzenlemelerine uygundu. Yani sosyal yönü ağır basan bir sistemdi. Eksikleri yokmuydu, elbette vardı. Zaten hiç kimse, Türkiyenin mükemmel bir sağlık ve sosyal güvenlik sistemine sahip olduğu iddiasında bulunmamıştı. Bu sistemin temel kanunu olup, 12.01.1961 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, kanunu hazırlayan, zamanın Sağlık Bakanlığı Müsteşarı prof. Dr. Nusret Fişek ile arkadaşlarının "SOSYALİZASYON" adını verdikleri, ancak kanun çıkarılırken adı; "SAĞLIK HİZMETLERİNİN SOSYALLEŞTİRİLMESİ" olarak değişririlen 224 sayılı kanunun amacında, "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde bir hak olarak tanınan sağlık hizmetleriden faydalanmanın sosyal adalete uygun bir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet ve tababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir program dahilinde sosyalleştirilecektir.

Sağlık: Sağlık, yalnız hastalık ve maluliyetin yokluğu olmayıp bedenen, ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyilik halidir.

Sağlık hizmetleri: İnsan sağlığına zarar veren çeşitli faktörlerin yok edilmesi ve toplumun bu faktörlerin tesirinden korunması, hastaların tedavi edilmesi, bedenî ve ruhi kabiliyet ve melekeleri azalmış olanların işe alıştırılması (Rehabilitasyon) için yapılan tıbbi faaliyetler sağlık hizmetidir.

Amme (Kamu) sektörü: Umumi ve mülhak bütçeli idarelerle hususi idareler ve belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller, sermayesinin tamamı Devlet tarafından verilmek suretiyle kurulan iktisadi teşekküller, idare ve murakabeleri 3460 sayılı kanun hükümlerine tabi teşekkül ve müesseseler, hususi kanunlarla kurulan bankalar ve diğer teşekküller, sermayesinin yarısından fazlası Devletin veya yukarıda yazılı müesseselerin elinde bulunan teşekküller ve bunların aynı nispetle iştirakleri ile vücut bulan kurumlar âmme sektörünü teşkil ederler.

Sağlık personeli: Sağlık personeli, sağlık hizmetlerinde maaş, ücret, yevmiye ve mukavele ile istihdam edilen ve bu sahada mesleki eğitim görerek yetişmiş olanlardır.

Bu hizmet sahasında çalışan ve yüksek eğitim yapmamış olanlar yardımcı sağlık personelidir.

Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ile âmme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı her çeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisine yapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır." Denmektedir. Özeti; sağlık ve sosyal hizmetlerinin, insan hakkı olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bu haklarını eşit kullanabilmeleri için, devletin gerekli tedbirleri alıp, yeterli teşkilatı kuracağı kanunla düzenlenmiştir.

Evet, 2002 yılında iktidar olan AKP, Sağlık sisteminin bu özelliğini yok etmek için, özel bir çaba içinde oldu. Çünkü AKP, ulusal ve uluslararası sermaye için, çok karlı olan bu alanlara yatırım yapmalarını sağlama taahhüdüyle iktidar olmuştu. Bunu sağlamasının yolu ise devlet eliyle yürütülen ve sosyal yönü ağır basan, Sağlık sistemini tasfiye etmesinden geçiyordu.
Zira AKP iktidar olmadan önce, özellikle 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren, IMF, DB gibi uluslararasi sermayenin finans kuruluşları ile yerli sermaye örgütü TÜSİAD, Türkiye'nin sağlık ve sosyal güvenlik uygulamalarını mercek altına alan ve bu alanların özelleştirilmesini öneren raporlar yayımlamaktaydılar. Bu nedenle, Kasım 2002'de iktidar olan AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2003 yılının ilk aylarında, partisinin hedeflerine ilişkin yaptığı bir açıklamada, "Sağlık ve Sosyal Güvenlikte reform yapacağız, bundan sonra her vatandaş sadece T.C. kimlik numarasını gösterek, her hastaneye gidebilecek" açıklamasında bulunmuştu.

Bu açıklamanın hemen ardından, SSK hastanelerinin SAĞLIK BAKANLIĞINA devri tartışılmaya başlandı, böylece, sağlıkta dönüşümün, yada sağlıkta özelleştirmenin ilk adımı için hazırlıklar başlamış oldu.

Kuşkusuz, Sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin sosyal yönlerini tasfiye ederek, sağlıkta ticareti önceleyen, yeni sistem hayata geçtikçe, sağlık'ın devlet tarafından, her yurttaşa, eşit ve parasız verilmesi gereken bir hak olduğu anlayışının terkedildiği, o gün bu gündür, sağlık'ın, parayla satın alınan, pahalı hizmet haline getirildiği ortaya çıkıyor. Bunun en önemli ayağı, kamu sağlık tesislerinin kapatılmasını öngören şehir hastaneleri projesidir.

Bu iktidar döneminde birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da, Kamu-Özel Ortaklığı ile hayata geçirilen “Şehir Hastaneleri” projesi uygulamaya kondu. Arsası bedelsiz olarak devlet tarafından özel şirketlere tahsis edilerek, AKP yandaşı şirketlere yaptırılan, sözde hastaneler, hem devlete, hemde yurttaşa para tuzaklarıyla dolu. Bir başka değişle, AKP’nin gözdesi firmalar zengin edilirken, hasta ve devlet soyuluyor. Sadece hasta ve devlet soyulmuyor, ağır iş yükü altında kalan ve emekleri alabildiğine sömürülen sağlık çalışanları da mutsuz ediliyorlar.

Şimdi kritik soru şu sağlık tesislerinden yeterli hiimeti, hatta radevu ve sıra alamamanın gerçek nedeni Suriyeliler mi? Elbette değil, asıl neden, sağlık sisteminin sosyal niteliğini yok eden, sağlığı, tüm yurttaşlara, hatta bu ülkede geçici bulunurken, rahatsızlanan her insana devlet eliyle, eşit ve parasız verilmesi gereken bir hak olmaktan çıkaran, iktidar politikasıdır. Zira yeni sistemde, halk sağlık alanının duayeni, rahmetli Prof. Dr. Nusret Fişek hocanın deyimiyle, hasta sağaltılmıyor, hastalık sağaltılıyor. Yani artık hastalık üreten çevre koşulları, çevrenin hastalıklara yol açacak şekilde kirletilmesini, sağlıksız gıda tüketimini önleyecek, koruyucu hekimlik yok. Hekimleri plazalara hapseden ve görevlerini hastalığı sağaltmayla sınırlayan bir sağlık sistemi var.

Evet sağlıkta yaşanan sıkıntıların asıl nedeni, size söylendiği ya da söyletildiği gibi, Suriye'liler değildir. İktidar, yaptığı tahribatı gizlemek ve tepkilerden sıyrılmak için, Suriye'lilere şu kadar para harcadım şeklinde açıklamalar yaparak, tepkiyi onlara yöneltiyor.

Yukarıda belirttiğim gibi, birçoğu eğitimsiz olan bu insanlar, yabancı bir ülkede, yapabileceklerini yapmak suretiyle hayata tutunmaya çalışıyorlar. Bunu yaparken de mutlak suretle, yanlışları vardır. Özellikle gençlerinin suç işlemeye eğilimli olmaları doğaldır. Ancak bu ülkede her olumsuzluğun nedeni değildirler.

Bu yazı 1055 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum