içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

YENİ DÖNEMDE ÖRGÜTLENME NASIL OLMALI
Yaşlı Dünyamız 2020 yılı başından bu yana bir virüs salgınıyla karşı karşıya. Şüphesiz bu salgın, çok uluslu şirketlerin, doymak bilmeyen kar hırsının, bio çeşitlilik ile eko sistemi yok eden doğa tahribatının sonucudur. Dolayısıyla salgına yol açan nedenlerin bilimsel verilerle çok acil bir şekilde ortaya konmasına ihtiyaç vardır. Bu yapılmadan dünyanın yeniden şekillenmesinin tartışılması, kaçınılmaz olarak eskinin devamını savunanlara avantaj sağlayacaktır. Zira görüyoruz ki, tüm kesimler, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yönünde görüş bildiriyorlar. Kuşkusuz bu söylem birliğinden, yeni dönemde dünyanın yeniden şekillenmesi, hususunda bir niyet birliği olduğu sonucu çıkıyor olsa da tarafların her birinin, değişim ve dönüşüme kendi penceresinden baktığı su götürmez bir gerçektir. Kısacası her kesim, dönüşümde kendi düşüncesinin etkin olmasının hesabı içindedir. Ancak gerek bu salgına yol açan nedenler, gerekse salgınla mücadele de devletlerin izledikleri politikalar, sistemin ciddi bir şekilde sorgulaması gerektiğini göstermektedir. Tüm bunlara rağmen, sermaye sözcülerinin, açıklamaları, salgını daha baskıcı ve totaliter devlet yapılanmasına bahane edeceklerini gösteriyor. Ancak bilinmelidir ki, kapitalist sistemin, insanlığa vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Bu nedenle geleceği planlarken veya dünya yeniden yapılandırılırken, salgına yol açan kapitalizmin politika ve uygulamaları bilimsel verilerle, ortaya konmalıdır. Zira ancak, böyle yapıldığı taktirde bundan sonrasında bu tür salgınlarla karşılaşılmaması için gerekli tedbirler alınabilecektir.  
 
Elbette tartışılması gereken bir başka gerçek ise sistemin genel anlamda salgınla mücadele de yetersiz kaldığı gerçeğidir. Yine içinde Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkenin üretimi sürdürmesi, bir gün çalışmasa evine ekmek götüremeyecek, milyonlarca çalışanın, işi ile hastalığa yakalanma arasında tercih yapmak zorunda bırakılması, mutlak suretle sorgulanmalıdır. Sadece sorgulanmamalı, gelecekte bu tür salgınların yaşanabileceği göz önünde bulundurularak, hazırlıksız yakalanmamak için hem tek tek ülkeler de hem de dünya çapında gerekli tedbirler alınmalıdır. Kuşkusuz bu salgının ortaya çıkardığı en yalın gerçek, güçlü kamusal sosyal güvenlik sistemi bulunmayan ve sağlık sistemini özelleştirerek, özel sağlık sistemine kaynak aktaran devletlerin, salgınla mücadelede yetersiz kaldıkları gerçeğidir.
  
Tüm bu nedenlerle, salgından sonra, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı açıklaması, olaya sınıf perspektifinden bakmayı zorunlu kılıyor. Yani daha net bir ifadeyle söylersem, yeni toplumsal düzenin nasıl olacağını belirleyecek olan mücadeledir. Yapılan açıklamalar gösteriyor ki, sermayenin yeni hedefi, salgını fırsata çevirmek ve baskıcı ulusal yönetimlere geçişi hızlandırmaktır. Bunun daha ilerisini de düşünen kapitalizm, insanları dijital kontrol sistemlerinin yardımıyla, kontrol altına almayı bile tartışmaktadır. Böylece azgın sömürü çarkı dönmeye devam ettirecek. Bunun için ilk hedef ise ulusal sınırlar içinde sömürüyü sınırlandıran, parlamento, yargı gibi denetim mekanizmalarını işlevsiz hale getirmektir. Türkiye’nin, yarım yamalak demokratik parlamenter sistemi terk etmesi ve her şeyi tek kişiye bağlayan, Cumhurbaşkanlığı Hükumet sistemine geçmesi de bu politikadan bağımsız düşünülmemelidir. Bir başka değişle kapitalizm, kırk yıldır Dünya genelinde uygulanan, yeni liberal anlayışın azgın sömürü çarkı için, ülke yasalarında bulunan sosyal haklar ile varsa demokratik düzenlemeleri ortadan kaldırmayı hedefliyor. Bu da yetmiyor, toplumsal yaşamın sınırlandırılmasını, dayanışmanın, örgütlü mücadelenin engellenmesi, salgının yarattığı korkunun sürdürülmesin ve insanın insana düşman gözüyle bakacağı korku duvarı örülmesini istiyor. Kısacası kapitalizm, salgının yol açtığı ortamı, insanlığı teslim almak için kullanmanın hesabını yapıyor. Bunu birçok çevre ve bazı bilim insanları da yüksek sesle seslendirmeye başladılar. Hatta virüsün, insanların özel hayatına girmek ve yaşamı kontrol altına alınmak amacıyla üretildiği ve ortaya salındığı yönünde açıklamalar da bir hayli fazla. Bunlar olmayacak şeyler değil. Ancak tam olarak kanıtlanmış olmadıkları için, biz şimdilik, dünyanın bir virüs salgınıyla karşı karşıya kaldığını, insanlığın ekonomik ve sosyal yönlerden bu salgından, derin yaralar alarak, çıkacağını biliyoruz. Dolayısıyla bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, açıklamalarını dikkate almalı ve kendimize; Ne yapmalıyız? Nasıl yapmalıyız? sorularını sormalıyız.
 
Kuşkusuz bu soruları sorduğumuz andan itibaren, cevaplarını arama çabamızda başlamış demektir. Öncelikle sorun, sistemin içine kısmı sosyal devlet yapısını monte etmekle aşılamayacak kadar derin olduğunu bilmeliyiz. Sanıyorum bu konuda geçmiş deneyimlerde insanlığa yol gösteriyor. Söz gelimi, ikinci dünya savaşından sonra, sosyalist Blok’un varlığının kapitalist sistem üzerinde oluşturduğu baskı sonucu, sistemin içine monte edilmiş olan, sosyal devlet uygulamalarının, Sosyalist Blok’un geri çekilmesinden sonra, tasfiye edilmesi, göstermiştir ki, kapitalizm zorlandığında bünyesine monte ettiği sosyal devlet uygulamalarını, kendisini güçlü gördüğünde tasfiye etmekte sakınca görmüyor. Dolayısıyla sorun, sistemi tamir etmekle değil, bilimin ve insan haklarının yol göstericiliğinde emeğe dayalı, yeni bir sistemin inşası ile aşılabilir.
 
İşte tam bu nokta da cevap vermemiz gereken soru, bu mücadelenin aracının ne olması gerektiğidir. Gerek uzun yıllardır yaşadıklarımız gerekse bu salgın sürecinde yaşadıklarımız bize gösteriyor ki, ulusal sınırlar içinde küreselleşen sermayeye karşı verilen mücadele istediğimiz sonucu vermiyor. O zaman sisteme karşı mücadeleyi, evrenselleştirmeye ihtiyaç vardır. Kuşkusuz bu güçlü ulusal, siyasi ve demokratik hak örgütlenmeleri ile mümkündür. O zaman tek tek ülkelerden başlayarak, toplumun ezilen tüm kesimlerinin, dayanışma örgütlerinde örgütlenmelerini sağlamaktan başka yol yoktur. Yani yeni dönemde emekçilerden ve ezilenlerden yana bir dönüşümü sağlamanın yolu, ortak yerel örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin hayat verdiği siyasi yapıların, ulusal sınırları aşan mücadele birlikteliklerinden geçmektedir. Zira bu salgının bize gösterdiği önemli bir gerçek ise gerek ulusal ölçekte gerekse dünya çapında dayanışmanın çok zayıf olduğu gerçeğidir. Deyim yerindeyse, insanlık bu süreçte, komşunun komşudan habersiz yaşadığı, gerçeği ile yüz yüze geldi. Bu gerçeği hiç kimse görmezden gelemez. Yaşadığımız ülke Türkiye açısından bunun en önemli nedeni, hakim siyasetin, insanları etnik köken, din, mezhep, bölge gibi farklılıklar üzerinden ayrıştıran, birbirinden uzaklaştırarak, düşmanlaştıran siyaset dilidir. Tüm bunlar, ciddi mahalle örgütlenmelerine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Bu nedenle, sistem muhalifi siyaset, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ülke içinde ve Dünya genelinde savaş, şiddet, çevre tahribatı gibi insanlığı felakete sürükleyen, tüm olumsuzluklara karşı, mücadeleyi ortaklaştıran örgütlenmelere gitme göreviyle karşı karşıyadırlar. Mahalle örgütlenmesi, aynı zamanda mahallede yaşayanların birbirlerinden haberli olmalarını ve varsa yardıma muhtaç insanlara gerekli desteğin verilmesini sağlayacaktır. Bu örgütlenmeler, dayanışmanın yanı sıra kültürel faaliyetler yürütmeli, mahalle yaşayanlarının ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının çözümü için, çalışmalar yürütmelidirler.
 
Sendikalar, klasik işyeri veya işkolu sendikacılığını aşmalı, üyeleri adına Toplu Sözleşme yapmalarının tek başına yeterli olmadığı gerçeğinden hareketle, üye olan veya olmayan işçiler ile Kamu çalışanlarının hayatına dokunmalıdırlar. Emeklilerin, üretici köylülerin, işsizlerin, ev çalışanlarının ve kadınlar ile öğrenci gençliğin örgütlenmelerini esas alan, toplumsal hareket sendikacılığına yönelmelidirler. Sendikal faaliyetler, ekonomik kazanımlar ile sınırlı tutulmamalı, insanların sağlıklı bir çevre ile tüm insani ihtiyaçlarına cevap veren konutlarda yaşamaları, sağlıklı gıdaya, içilebilir suya ulaşmaları, temiz hava solumaları, parasız eğitim, parasız sağlık gibi temel ihtiyaçlarının devletçe karşılanması ile her türlü şiddet ve savaşa karşı mücadeleye öncülük etmelidirler. Özellikle emekli örgütlenmesi ile sendikaların mahallelere girmeleri sağlanarak, mahalle temsilcilikleri aracılığıyla, mahallede yaşayan tüm çalışanların sendikalara üye olmaları için ortak çalışmalar yapılmalıdır.
 
Evet Covit 19 virüs salgını bize daha çok bir arada olmamız ve birlikte mücadele etmemiz gerektiğini gösterdi. Bu nedenle sermayenin alabildiğine küreselleştiği günümüzde, kral öldü yaşasın kral diyecek olan, kapitalizmi geriletmenin ve yeni bir düzeni, inşa etmenin yolu ülke içinde güçlü örgütlenmeyi ve enternasyonal dayanışmayı büyüterek, dünya çapında iş  ve güç birliğini geliştirmeyi zorunlu kılıyor.
Bu yazı 1485 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum