içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

FIRANSIZ İHTİLALİ VE CUMHURİYET

1789 Fransız (İhtilali) İnkılabı, sıklıkla telaffuz edildiği gibi bir ihtilal değil, bir inkılaptır Atatürk’ün deyimiyle. 1789 hareketi, tam yüz yıl süren bir ihtilaller serisidir, dolayısıyla da bir inkılaptır. Bu tür inkılapların toplumda yer etmesi 100 yıl sürebilmektedir. Bunun nedenlerinden bir tanesi, toplumun tam anlamıyla inkılaplara paradigma olarak hazır olmamalarından kaynaklanmalarıdır. Elbette ki inkılapların gerçekleşmesinde inkılaptan önce var olan hiyerarşik yapılara karşı ses getirmiş bir halkın olmasıdır. Bir çocuğun yürüyebilmesi için öncelikle emekleme ve yürümeye çalışırken düşüp kalkması gerektiği gibi toplumları ilgilendiren inkılaplar da aynı şekilde olmaktadır.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan yenilikler Siyasal, Hukuk, Toplumsal, Ekonomik, Tarım, Sanayii, Ticaret Bayındırlık, Eğitim ve Kültür alanında yapılan yeniliklerdir. Bu yenilikler bütünsel kalkınmanın öncülüğünü yapmışlardır. Bütünsel kalkınma modeli toplumların dönüşümünde lineer bir büyümeye neden olmuştur. Bilim, sanat, teknoloji ve özellikle felsefe alanındaki gelişmeler toplumların çağ atlamasına neden olan kavramlardır.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümünden sonra bunu fırsat bilen Sevr antlaşmasıyla istediğini alamayan ve Lozan’da hezimete uğramış olan Emperyalistler birçok koldan Türkiye’ye saldırmaya başlamışlardır. Lord Curzon’ın İsmet İNÖNÜ’ye “Yarın harap bir memleketi imar etmek için önümüzde diz çökeceksiniz. Bizden yardım istediğiniz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp önünüze koyacağım.” sözü Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ölümünden hemen sonra uygulanmaya başlanılmıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD tarafından dayatılan MARSHALL PLANI soğuk savaşı başlatmış ve Türkiye’ye ekonomik yardım adı altında ekonomik yaptırımlar başlamıştır. Sonrasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bütünsel kalkınma modelinden vazgeçilip, Menderesli Demokrat Parti ve Demirelli Adalet Parti dönemlerinde sadece ekonomik ve maddi kalkınma modeline geçilmiştir. Bunu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün inkılaplarına ihanet olarak değerlendiriyorum. Buna İsmet İnönü Paşa’nın sorumluluğunu da eklersek, CHP’nin bununla yüzleşmesi gerekir, yanlış yapmış olmayız. Ardından gelen dinci ve faşistlerin Türkiye’nin bütünsel büyümesinin önüne geçmek için kullanılmaları ülkemizi 12 Eylül 1980 darbesine kadar getirmiştir. Sonrasında Turgut Özal ve tekrar Süleyman Demirelli dönemler başlamış ve 2002’den itibaren de tam anlamıyla dinci faşist bir yönetime geçilmiş ve zamanın kendi ortakçıları olan cemaatçilere teslim edilmeye çalışılmış bir Türkiye elde kalmıştır.

Yazımın başından beri ifade etmeye çalıştığım gibi, inkılapların ancak 100 yıl içinde toplumlarda yerleşebildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına yaklaşırken Fransız İnkılabında olduğu gibi birçok badireyi atlatmış bir ülke olarak bizim de bu badireleri atlatabilecek bir duruma geldiğimizi söylemek isterim. Dünyadaki sistemler asla geriye gitmezler ve hep ileri giderler. Sistemler geriye gidiyormuş gibi gözükürler ama toplumların daha hızlı ilerlemesi ve bütün bunları yaşaması insanlığın geldiği seviyeyi yakalamak içindir.

Gelişim ve Demokrasi Partisi olarak Cumhuriyetimizin 100. yılına yaklaşırken bu bilinçle hareket edip, paradigma değişikliğini gerçekleştirerek kendimizi kurucu değerler etrafında kenetleyerek Mustafa Kemal ATATÜRK’ün yapmış olduğu ve yarım kalan bütünsel kalkınmayı gerçekleştireceğimizi önce kendimize ve halkımıza inandırmalıyız.

Hepinize Sevgiler, Saygılar…

Bu yazı 11333 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum