içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DİSK/EMEKLİ-SEN MÜCADELESİNDEN KESİTLER! (1)

24 Nisan 2022 tarihinde bu köşede yayımlanan, “EMEK MÜCADELESİNDE GEÇMİŞ EN ÖNEMLİ YOL GÖSTERİCİDİR!” başlıklı yazıda, 12 Temmuz 1995 tarihinde kurulan Türkiye’nin ilk emekli sendikası, DİSK/TÜM EMEKLİLER SENDİKASI'NIN (EMEKLİ-SEN) kuruluşu ile verdiği mücadeleye kısaca değinmiş ve yaptığı eylemlerden birkaç örnek vermiştim. Zira son zamanlarda bu alanda yapılan eylem ve etkinlikler, bazı basın organlarında emeklilerin ilk eylemleri olarak haber yapılırken, farklı isimlerle sendikalar kurulup, dernek, platform, meclis gibi örgütlenmelere gidiliyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim bu yazının amacı kimseyle polemiğe girmek değildir. Bu yazının tek amacı, geleceğe yol gösterme işlevi olan geçmişin doğru bilinmesini sağlamaktır.   Kuşku yok ki, 14 milyonu aşan sayısı ile önemli bir toplumsal katman olan emekliler ile onların hak sahiplerinin örgütlü olmaları çok değerlidir. Değerli olduğu kadar, Türkiye’nin Anayasa'nın 90. maddesine göre imzaladığı ve taraf olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerle “herkese” tanımış örgütlenme hakkının kullanılması açısından da önemlidir. Ancak burada üzerinde durulması gereken husus, örgütlenme biçiminin işlevinin ne olacağıdır. Yani seçilen örgütlenme biçimi, emekliler adına taraf olan ve kamu üzerinde baskı oluşturarak, onunla imzalayacağı sözleşmelerle emeklilere hak ve menfaatler sağlayan yegane örgütlenme biçimi sendika mı olacak, yoksa birtakım dayanışmalar sağlamayı hedefleyen, örgütlenmeler mi olacak? Evet, örgütlenme biçimi seçilirken cevaplandırılması gereken ilk soru bu olmalıdır.   Örgütlenme biçimi seçilirken göz önünde bulundurulması gereken bir diğer husus ise sistemin seçilen örgütlenme biçimine bakışıdır. Zira emek sömürüsü üzerinden kendisini tekrar tekrar üreten kapitalist sistem, işçi, kamu çalışanı, köylü ve emekli gibi emekçi sınıf ve katmanlarının, kendi adlarına taraf olan güçlü örgütlenmelere sahip olmalarından asla hazzetmiyor ve engellemek için her türlü hukuksuzluğa başvuruyor. Bunu geçmişten bugüne yaşadıklarımız gayet açık bir şekilde gösteriyor. Böyle olduğu içindir ki, geçmişte işçiler ile kamu çalışanlarının sendikal örgütlenmeleri sürekli engellenmeye çalışıldı. Bugün ise; 1995 yılından bu yana Anayasa'nın 90. maddesine göre kabul edilmiş olan, yine aynı maddeye göre iç kanunlardan önce hüküm teşkil eden uluslararası sözleşmelerin tanıdığı sendika hakkını kullanan emeklilerin bu hakkı, anayasanın ilgili maddesi ile uluslararası hukuk normlarına aykırı bir şekilde engelleniyor. Kısacası sistem, emekliler adına taraf olacak sendikal örgütlenmeyi engellemek için kendi koyduğu kuralları çiğnemekte sakınca görmüyor.   Elbette bunu basit bir refleks olarak görmek mümkün değildir. Çünkü emekliler adına taraf olacak ve bu büyük kitleyi harekete geçirecek sendikal örgütlenme, sistem üzerinde baskı oluşturacak ve ülke de yaratılan değerden emeklilerin daha fazla pay almasını sağlayacaktır. Peki, emeklilerin daha çok pay alması hangi katmanın aleyhine? Elbette üretilen değerin büyük kısmına el koyan sermayenin! Nitekim gerek iç hukuk gerekse olmayan gerekçe ile DİSK/Emekli-Sen dosyasını reddeden AİHM, "Örgütlenme biçiminin sendika olması şart değil, isterseniz dernek, vakıf gibi örgütlenmelere giderek gerekli dayanışmayı sağlayabilirsiniz." şeklinde telkinlerde bulunuyorlar. Ne yazık ki, iç hukukta ve AİHM’de insanın insan olmaktan dolayı sahip olduğu, insan hakları belgelerinde teminat altına alınmış bir hakkın kullanımının engellenmesinin önlenmesi yönünden değil, sistem koruyuculuğu yönünden değerlendirilmiş ve hukukun dışına çıkılmıştır. Nitekim bu durum, müteaddit defalar emeklilerin sendikalaşmasına dair düzenlemenin yapılması talebi ile görüşülen kamu görevlileri ile iktidar partisi sözcülerinin aynı yöndeki telkinleriyle paralellik arz etmektedir.   Evet, tüm bunlar sistemin emeklilerin sendika hakkını kullanmamaları için bir direnç içinde olduğunu gösterdiğine göre, emeklilerin örgütlenmesinde tercih edilmesi gerekenin, milyonlarca emekli ile hak sahibinin insanca yaşamasına dair düzenlemeler yapılmasını sağlamak üzere gerektiğinde eylem ve etkinlikler yapabilen ve bu yolla yönetimi adım atmaya zorlayan örgütlenme biçimi, yani sendika olduğunu gayet açık bir şekilde ortaya koyuyor.   Ne yazık ki, son zamanlarda sendikal örgütlenme yerine, işlevleri dayanışmalarla sınırlı platform, meclis ve dernek gibi örgütlenme biçimlerini tercih edenler ile farklı isimlerle sendika kuranlar, yeni örgütlenmelere gerek duymayı, DİSK/EMEKLİ-SEN’in emeklileri temsilde yetersiz kaldığı, dolayısıyla taraf olamadığı savına dayandırıyorlar. Bu yaklaşım ayrı örgütlenmeye gerekçe üretmek değilse, yukarıda kısmen değindiğim gibi sistemin emeklilerin sendikalaşmasını engellemek için anayasa ve yasalarda olmayan yasaklar icat ettiğini görmemektir. Halbuki bu ülkeyi yöneten iktidarların, emeğin sendikal örgütlenmesinde kendi koyduğu kuralları bile tanımadığını, imzaladığı insan hakları sözleşmeleri ile evrensel hukuk normlarını yok saydığını bilmeyen yoktur. Ülkeyi yönetenlerin, tüm bu hukuk tanımazlıklarına rağmen, DİSK/Emekli-Sen kurulduğu ilk günden itibaren, emeklilere hak ve menfaatler sağlamak üzere büyük bir mücadele verdi, vermeye devam ediyor. Kaldı ki, 1995 yılında kurulan Türkiye'nin ilk emekli sendikası DİSK/EMEKLİ-SEN hakkında defalarca kapatma davası açıldı. Her seferinde sendika lehinde biten mahkeme kararları yok sayıldı ve 2007 yılında sendika hakkında kapatma kararı verdirildi. Yani, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarda ayırımsız “herkese” tanınmış olan sendika hakkını kullanan emeklilerin, bu hakkı kullanmaları kuralsızlıklarla engellenmeye çalışıldı.     Emekli sendikalarının kapatılma kararlarındaki hukuksuzlukları, farklı bir platformda yayımlanan, “Emekli Sendikalarının Kapatılma Kararlarındaki Hukuksuzluklar” başlıklı dört bölümlük yazı serisinde genişçe açıklamıştım. Dolayısıyla bu yazı serisinde bu hukuksuzluklar üzerinde fazla durmayacağım. Ancak DİSK/EMEKLİ-SEN özelinde, verdiği mücadelenin iyi kavranması için özellikle AİHM süreciyle ilgili bazı hususlara açıklık getirmeye çalışacağım.   DİSK/EMEKLİ-SEN, kurulmasından 12 yıl sonra 2007 yılında, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin hakkında verdiği kapatma kararı üzerine, kendisini feshedip hemen alanı terk etmedi. Çünkü mücadeleden çekilmek, emeklilerin sendika hakkını kullanmaması için anayasayı ve evrensel hukuk kurallarını tanımayan anlayışın isteğine boyun eğmek, yani teslim olmaktı. DİSK/EMEKLİ-SEN kadroları bunu yapmayarak mücadeleye devam ettiler. Böylece bir yandan iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine (o zaman henüz Anayasa Mahkemesine başvuru hakkı tanınmamıştı) dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşırken, diğer yandan emeklilerin ekonomik ve sosyal sorunları ile sıkıntılarını gündeme taşımaya, taleplerini siyaset ve bürokrasiye iletmeye devam etti. Kısacası DİSK/EMEKLİ-SEN, üzerindeki kapatma kararına rağmen, Türkiye emek mücadelesinin parçası olmaya ve milyonlarca emeklinin söz söyleyen dili, gören gözü ve işiten kulağı olmaya devam etti.   DİSK/EMEKLİ-SEN, emeklileri yeterince temsil edemediği savının aksine, kurulduğu 1995 yılından hukuki zorunluluktan dolayı isim değişikliği ile kuruluşunu yenilediği 2019 yılına kadarki mücadele dönemi içinde birçok eyleme imza atmış bir sendikadır. Nitekim 24 Nisan 2022 tarihinde bu köşede yayımlanan yazımda sendikanın daha önce yaptığı mitinglere dair örnekler vermiştim. Bu yazı serisinde ise yıllarca sahipsiz kalmış ve unutulmuş emeklilerin sorunlarının gündeme getirilmesinde, tartışılmasında ve kazanımlar elde edilmesinde önemli bir yere sahip olan sendikanın yüzlerce belki de binlerce eylem ve etkinliğinden en önemlilerine yer vermeye çalışacağım.   Tüm Emekliler Sendikası, bir yandan devletin hukuk tanımazlığına karşı hukuki mücadele verirken diğer yandan emekliler adına taraf alınmak için yoğun bir mücadele verdi. Bu çerçevede birçok kez kentlerde oturma eylemleri, yürüyüşler, basın açıklamaları yapan Emekli-Sen, defalarca Türkiye Büyük Meclisi, Başbakanlık, Çalışma Bakanlığı ile Maliye Bakanlığına yürüyüşler yaptı. Polisin engellemeleri ile karşılaşıldığında ise oturma eylemleri yaptı.   İşte örnekler:   Emekli-Sen, emeklilerin sesi olabilmek için hızla örgütlenirken, hukuk mücadelesine de aralıksız devam ediyordu. Bu çerçevede, 2002 yılında sendika tüzel kişiliğini yok sayan Ankara Cumhuriyet Savcılığının Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde sendika yöneticilerine karşı, “kanunda yeri bulunmayan sendikada yöneticilik yapmak suretiyle, kanuna karşı suç işledikleri, bunun tespiti ve sendikanın kapatılması” iddiası ile açılan davanın dosyasının, uluslararası sözleşmelere hakim üniversite öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyetine gönderilmesi sağlandı. Bilirkişi heyetinin, sendika yöneticilerinin Türkiye'nin imzaladığı ve taraf olduğu uluslararası antlaşmalarda ayrımsız “herkese” tanınmış olan sendika hakkını kullandıkları, dolayısıyla suç işlemedikleri yönünde rapor düzenlemesi üzerine, davayı açan Ankara Cumhuriyet Savcılığı 16.10.2003 tarihinde yapılan karar duruşmasında, mütalaasını davanın reddi yönünde verdi ve mahkeme davayı reddetti. Yani dava sendika lehinde sonuçlandı. Davayı açan savcılık temyiz başvurusu yapmadığından karar kesinleşmiş oldu. Bu karara, burada iki nedenle özellikle yer verdim. Birincisi bu kararın, sendikanın mücadelesine ivme kazandıran önemli bir karar olması, ikincisi ise AİHM’in hukukta yeri olmayan bir biçimde, sendika lehinde olan bu kararın üst yargıya taşınmamış olmasını sendika aleyhine kullanmış olmasıdır. Kaldı ki, gerek iddia gerekse muhatapları bakımından iki davanın birbiriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu konuya yazı serisinin son bölümünde AİHM sürecini değerlendirirken daha detaylı değineceğim.   Yazı serimiz, Emekli-Sen'in birbirine paralel sürdürülen pratik alan mücadelesi ile hukuk mücadelesini irdeleme ile devam edecektir. Bir dahaki bölümde buluşuncaya kadar hoşça kalın, sağlıcakla kalın!                                                 

Bu yazı 1002 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum