Ücretsiz Online Ziyaretci Sayaci

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

EMEKLİLER HAFTASI, EMEKLİ VE YAŞLILARIN HAKLARI!

Türkiye’de, Mustafa Kemal Atatürk’ün, Müşirlik (Askerlik) görevinden emekli olmak için TBMM’ye başvurduğu tarih olan 28 Haziran ile ilk emekli aylığını aldığı 4 Temmuz tarihleri arasındaki hafta, "Emekliler Haftası" olarak kutlanmaktadır. Elbette kutlamalar, genelde devlet katından gelen hamasi açıklamalarla geçiştirilmektedir. Uzun yıllardır takip ettiğim kadarıyla, hafta içinde bir gün, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nda emekli dernekleri yöneticilerinin katıldıkları bir toplantıda, bakan veya yetki verdiği bir bakanlık bürokratı; kürsüden emeklilere methiyeler düzer, "Onların hakları ödenmez, sorunlarını ve aylıklarının yetersizliğini biliyoruz, onları çok seviyoruz, çok daha fazlasını hak ediyorlar ama devletimizin olanakları sınırlı, bu kadarını yapabiliyoruz" diye nutuk atar. Buna karşılık toplantıya katılan derneklerin genel başkanları da sırayla kürsüye çıkarlar ve ucundan kıyısından sorunlara değiniyormuş gibi yaptıktan sonra, emeklileri çok düşünen sayın bakana ve özellikle Cumhurbaşkanı'na emekliler adına teşekkür edip şükranlarını sunarlar. Karşılıklı çiçekler verilir, sonra bakanlıkta bir yemek yenir ve emekliler haftası kutlanmış olur. Akşam da bir iki televizyon kanalı kutlamadan bahsedip bakanın konuşmasından birkaç cümle verdi mi, emeklilerin tüm sorunları çözülmüş demektir. Kısacası bu ülkede yaşayan milyonlarca emekli ile emekli dul ve yetiminin, ekonomik ve sosyal, sorunları ile yaşadıkları sağlık problemleri konuşulmaz. Yine emeklilerin, günlük hayatlarını sürdürdükleri konut, kent ile çevredeki yapılanmalardan dolayı yaşadıkları sorunlar asla konuşulmaz, bilimin yol göstericiliğinde bu sorunları ortadan kaldıracak projeler geliştirilip planlama yapılmaz.

Halbuki 2002 yılında, İspanya'nın Başkenti Madrid’de toplanan Birleşmiş Milletler yaşlanma asamblesi sonrasında yayınlanan yaşlanma 2002 eylem planının amacına ve amaca ulaşmak için belirlenen ilkeler ile temel yaklaşımlara baktığımızda, bu yaklaşım ve ilkeler hususunda ulusal düzeyde, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin yapmaları gereken pek çok şey olduğu görülecektir. Yine Dünya Sağlık Örgütü'nün ortaya koyduğu yaşlı dostu kentler projesi de bu alanda yol göstericidir.

2002 yılında yaşlı hakları için toplanan Birleşmiş Milletler Yaşlılık Asamblesi toplantısının sonuç bildirgesinde bu asamblenin amacı, "İnsanların güvenli ve saygın bir şekilde yaşlanmalarını ve toplumlarında bütün haklara sahip birer vatandaş olarak yaşlanmaya devam etmelerini garanti etmek" şeklinde ifade edilmiştir. Yine aynı bildirgede, "Unutulmamalıdır ki, her yaşlı birey toplum içinde aktif olma ve aktif yaşlanma şansına sahip olmalıdır.” denmekteydi. Kuşkusuz burada belirtilen güvenli ve saygın yaşlanma önemli bir hakkın tespitidir. Bu tespitten hareketle, her ülkenin genel ve yerel yönetimlerinin, yaşlı insanların zorlanmadan bu hakka ulaşmalarını sağlayacak tedbirleri almaları ve gerekli teşkilatı kurmaları gerekir.

Gerek uluslararası hukukta gerekse anayasamızda, soysal güvenlik herkes için hak olarak tanınmıştır. Türkiye’de yüksek yargı organları Danıştay ile Anayasa Mahkemesi de birçok kararında Sosyal Güvenlik, Anayasa"da ifade edilen Sosyal Devlet ilkesinin gereği olarak değerlendirilmiş olup, uygulayıcıların Anayasa'da yer alan devletin bu temel niteliğini zedeleyecek veya ortadan kaldıracak uygulamalardan kaçınmaları gerektiğini belirtmişlerdir. Çünkü sosyal devlet, gelirin yeniden ve adil dağılımını sağlayıp çeşitli nedenlerle ekonomik gücü olmayanları koruyan devlettir. Anayasa Mahkemesi kararlarında, sosyal güvenlik hakkını insan onuru ve yaşam hakkıyla doğrudan ilişkilendirmiş ve sosyal devletten kopmayı kesinlikle reddetmiştir.

Kuşkusuz “sosyal devlet” aynı zamanda yine bu maddede yer alan “hukuk” devleti olmanın da temel ölçütlerinden biridir. Bu özelliğinden dolayıdır ki, devletin temel niteliklerine dair Anayasa'nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” ifadesi ile devletin sosyal hukuk devleti olduğu kesin ve değişmez bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Zira bu madde değiştirilemeyen ve hatta değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen anayasa maddelerinden biridir. Bahsi geçen yargı kararlarının varlığına rağmen, Türkiye’de yaşlı nüfusa emekli aylığı ödemenin yanı sıra, sağlığının korunması için mali destek veren sosyal güvenlik sistemi uzun yıllar tartışma konusu yapıldı ve tasfiyesi yönünde düzenlemelere gidildi.

Sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesine yönelik bu düzenlemeler, toplumun dar gelirli insanlarını güvensizleştirmektedir. Kuşku yok ki, bu güvencesizlik en çok yaşlı insanları vurmaktadır. Çünkü yılların yorgunluğu ve yıpranmışlığı ile çalışma güçlerini kaybeden yaşlı insanlar, bir yandan sosyal güvenlik sisteminden bağlanan gelirle yaşamlarını sürdürürken, diğer yandan bozulmuş olan sağlıklarına sistemin kendilerine sağladığı sosyal destekle kavuşabilmeyi beklemektedirler. Ancak bu olanaktan mahrum kalmaktadırlar.

Maalesef uzun yıllardır Türkiye’yi yöneten iktidarlar, insanların emeklilik ve sağlık hakkını yok eden uygulamalar yaptılar. Amacı ve hedefi insanların emeklilik ve sağlık hakkını ticari meta haline getirmek olan bu uygulamaların yol açtığı mağduriyetler, ancak merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin alacakları tedbirler ve verecekleri desteklerle ortadan kalkacaktır.

Ne yazık ki, yapılan araştırmalar Türkiye’de yaşam memnuniyeti açısından emeklilerin çok sıkıntılı olduklarını göstermektedir. Çünkü Türkiye’de çalışma hayatını geride bırakmış olan emekliler, sistem tarafından yük olarak görülmekte ve kendilerine hayatın yeni evresi olan emekliliğe adaptasyonlarını sağlayacak psikolojik destek verilmemektedir. Halbuki emeklilik dinamik bir dönüşümdür. Dolayısıyla iş hayatından çekilen kişinin başka aktivitelere yönelmesi gerekir. Ancak Türkiye’de bu yönelişi teşvik edecek ve emekli olan kişilerin bilgi birikim ve deneyimlerini aktaracakları veya yoğun çalışma döneminde sergileme fırsatı yakalayamadıkları yeteneklerini sergileyebilecekleri alanlara sahip değildirler. Yapılan araştırmalar, emeklilerin, yetenekleri ile hobilerini bir araya getirip üretici olabildiklerinde yaşam kalitelerinin yükseldiğini kanıtlamaktadır. Yine sinema, tiyatro, konser gibi aktivitelere katılımda emeklilerin yaşamlarına anlam katan, kültürel etkinliklerin sağladıkları psikolojik iyilik haliyle emeklilerin yaşam kalitesinin yükselmesinde önemli katkı sunduğu açıkça görülmektedir.

Hiç kuşku yok ki, emeklilerin veya genel olarak yaşlıların yaşam kalitelerinin yükseltilmesi, psikolojik ve fiziksel iyilik hallerine bağlıdır. Bunu sağlayacak olan iki önemli faktör vardır. Bunlardan birincisi, kamunun görevi olan çevresel etkilerdir. Çevresel etkiler, sağlık hakkına ulaşılabilirlikteki kolaylık, sağlık kontrollerinin düzenli ve zamanında yapılması, sosyal aktivitelere katılımı kolaylaştıran düzenlemeler gibi kamunun yapacağı işlerdir. İkincisi ise yaşlı bireylerin aile bireyleri ile yakın çevrelerinin desteğidir.

Bunlardan kamunun yapacakları iki bölümde değerlendirilebilir: Birincisi genel yönetimin politikaları ve uygulamaları ilgili olandır. Bunların en önemlileri, sağlık hakkının nitelikli ve ulaşılabilir olması, emeklilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve memnuniyetsizliğe yol açan gelir yetersizliğinin giderilmesi, böylece emeklilerin ek gelir için yeniden çalışmak zorunda bırakılmadan diğer aktivitelere zaman ayırabilmelerini sağlamak. Yaşam kalitesi ile yaşam memnuniyetinin yüksekliği veya düşüklüğü yaşadıkları kentleri yöneten yerel yönetimlerin uygulamaları ile de yakından ilgilidir.

İkincisi ise emeklilerin günlük hayatlarını sürdürdükleri konut ve kent yapılanmasıyla ilgili yerel yönetimlerin yapacaklardır. Bunun sağlanmasında, 2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından gündeme getirilmiş olan “Yaşlı Dostu Şehirler" yaklaşımını ve bu yaklaşımdan yararlanan TTB üyesi doktorların aktardığı çalışmayı önemli buluyorum.

2005 yılında, Dünya Sağlık Örgütü tarafından gündeme getirilen Yaşlı Dostu Şehirler (Age Friendly Cities) yaklaşımının başlıca bileşenleri aşağıda ki şekildedir:

1. Ev koşulları: Yaşlıların kendi alıştıkları ortamlarda yaşamlarını sürdürebilmeleri temel amaç olmalıdır. Bu amacın temel gerekçesi, yaşlıların kendilerini bu ortamlarda daha güvende hissetmeleridir. Temel kimi hizmetlerin onların evlerine kadar ulaştırılması değerlidir. Ev içi dekorasyon, planlama da yaşlıların ev içinde yaşamlarını bağımsız sürdürebilmeleri için özen gösterilmesi gerekli diğer konular arasındadır.

2. Ulaşım: Yaşlı bireylerin bağımsız yaşamlarını sürdürebilmeleri için önemli bir başlıktır. Ulaşım olanaklarının herkes için eşit, mümkünse ücretsiz ve günün her anı ulaşılabilir olması gerekmektedir. Kamusal olanaklar, yerel yönetimlerin hizmetleri bu bakış açısıyla planlanmalıdır.

3. Dış mekanlar ve binalar: Yaşlıların bağımsız,hareketliliğini kısıtlamayan ve “yerinde yaşlanma” kavramına uygun koşullarda çevresel düzenlemelere gereksinim bulunmaktadır.
a. Yeşil alanlar, sigara dumanından arındırılmış iç ve dış mekanlar bu bağlamda temel bileşenlerdir.
b. Kaldırımlar yaşlıların hareketine olanak sağlayacak şekle getirilmelidir.
c. Yaşlıların ev dışında, sokakta, vb. “dinlenmelerine” olanak sağlayan mekanlara gereksinim bulunmaktadır.
d. Güvenli yaya geçiş alanları önceliklidir.
e. Binaların “yaşlı dostu” olabilmesi aşağıdaki bileşenler üzerinden sağlanmalıdır:
1. Asansör
2. Yürüyen merdiven
3. Geniş kapı girişleri
4. Uygun basamaklar, merdivenler
5. Kaymayan yüzeyler
6. Dinlenme için uygun iç mekanlar
7. Uygun işaretlemeler
8. Tuvaletlerin uygunluğu

4. Sosyal katılım: Bu konuda sosyal faaliyetlerin yaşlılara bilgi olarak ulaştırılması önemlidir. Bu adımla birlikte, faaliyetlere fiziksel ve ekonomik açılardan da ulaşımlarının sağlanması gerekir.

5. Toplumda saygınlık: Yaşlı bireyler, deneyimlerini en üst düzeyde aktarabilecekleri birikimlere sahiptirler. Bu olanağın onlara sağlanması gerekmektedir. Kuşaklar arası iletişimin artması, deneyimlerini kendilerinden sonra gelen kuşaklara aktarabilmeleri için altyapı çalışmalarına gereksinim bulunmaktadır. Bu bakış açısına gereksinim duyan toplumsal değişimin sağlanması öncelenmelidir.

6. Çalışma yaşamına katılım: Bu başlıkta gönüllü olarak çalışma olanaklarının yanı sıra, profesyonel meslek yaşamlarının sürdürülmesi de akla gelmelidir. Emekliliğin, bir zorunluluk değil, bir seçenek olmasının sağlanması önerilmektedir.

7. İletişim ve bilgilendirme: Yaşlılık döneminde de her türlü hizmetin, bilginin ulaşılabilir olması gerekmektedir.

8. Toplum desteği ve sağlık hizmetleri: Sağlık hizmetleri yaşlı bireylerin gereksinim duyduğu hizmetlerin başında gelmektedir. Sağlık hizmetleri, koruyucu, tedavi edici, rehabilite edici hizmetler bütününü sunmalıdır. Gerekli durumlarda evde bakım hizmetlerinin de ulaştırılması değerlidir. Kendi başına, kendi evlerinde yaşamlarını sürdürme engeli olan yaşlı bireyler için kurumsal bakım olanakları da ulaşılabilir olmalıdır.

Sekiz temel başlıkta özetlenen “Yaşlı Dostu Şehirler” yaşlı sağlığına bütünsel bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bakış açısının ve yaklaşımın bütün yerel yönetimlerce kabul edilen, uygulamaya koyulan bir çerçeveye dönüştürülmesi Türkiye yurttaşlarının sağlıklı yaşlanmaları için temel koşuldur.

Emekliler haftasında olduğumuz bugünlerde yaşadıklarımız, Birleşmiş Miletler Dünya Yaşlılık Asamblesi'nin tespitleri, Dünya Sağlık Örgütü'nün "Yaşlı Dostu Şehirler" yaklaşımı, Türkiye'de emeklilerin ya da yaşlı bireylerin hayatını kolaylaştıracak ve onların iyilik hallerinin devamını sağlayacak tedbirlerin alınmadığını ve gerekli düzenlemelerin yapılmadığını, hatta nüfusu günden güne yaşlanan Türkiye'nin bir yaşlılık politikasının olmadığını açıklıkla ortaya koymaktadır.

Şimdi emekliler olarak gerekli düzenlemelerin yapılması için örgütlü mücadeleyi yükseltmek gerekiyor. Bu örgütlenmenin adı ise sendikadır.

Bu yazı 1532 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum