içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

HALK İRADESİNİN ÜSTÜNLÜĞÜ SÖZLE DEĞİL, UYGULAMAYLA SAĞLANIR!
Yaşadığımız ülke Türkiye 2021 yılına, 
2014 yerel seçimlerinde seçilmiş HDP’li Belediye Başkanlarının görevden alınmaları ile başlayan ve son olarak Cumhurbaşkanı tarafından Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne, üniversite dışından partili bir öğretim üyesinin atanmasıyla artan kayyum tartışmalarıyla girdi. 
 
Peki, kayyum nedir ve niçin atanır? 
 
Kayyum kelimesinin sözlük anlamı, belli bir işin veya malın yönetilmesi için görevlendirilen kimse demektir. Vasi gibi vesayet organlarından biri olan kayyum, devletin usulsüzlük yapan bir kuruma veya şirkete atadığı yöneticidir. 
 
Türkiye de, son yıllarda sıkça başvurulan kayyum atama işlemi, yürürlükteki Anayasa ve yasal mevzuata uygunluğu yönünden çokça tartışılmaktadır. Kuşkusuz bu işlemin mevzuata uygun olup olmadığı, hukukçuların derinlemesine analizine ihtiyaç olan bir konudur. Ancak siyasetin nefesini ensesinde hisseden, iktidar blokunun yoğun baskısı altında bunalmış hukukun, yani yargı erkinin, konu hakkında objektif değerlendirme yapamayacağı aşikârdır. Ben konuyu kanuna uygunluk ve hukukilikten ziyade, meşruiyet yönüyle ele almaya çalışacağım. Zira günümüz toplumunda, yapılan işlemin kanuna uygunluğunun yanı sıra meşru olması da genel kabuldür. Meşruiyet; razı olunan, rıza gösterilen, zımni veya açık bir şekilde, toplumun bütünü ya da büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen, olmasında bir sorun bulunmayan, kabul edilmiş anlamındadır. Demokrasiler de yerel veya genel iktidarlar meşruiyetlerini seçilmişlikten yani seçim sandığına yansıyan halk iradesinden alırlar. Dolayısıyla yönetenler yaptıkları ile sandık iradesine dayanan meşruiyeti ortadan kaldırmamaya özen göstermek zorundalar. 
 
Kuşku yok ki, başta Anayasa olmak üzere, kanunlar, sonuçta insanlar tarafından yazılan ve her dönem, parlamento çoğunluğunu elinde bulunduran siyasi iradenin istediğinde kendi dünya görüşü yönünde değiştirmekte sakınca görmediği mevzuat bütünüdür. Kaldı ki, 16 Nisan 2017 referandumu ile getirilen yeni sistemde, partili Cumhurbaşkanı'nın tek imzayla çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle veya iktidar blokunun meclis çoğunluğu ile kanunlar yürütmenin istediği şekilde değiştirilmektedir. Üstelik Anayasa ile kanunları kendi yönetim anlayışına göre yeniden düzenleyenlerin, zaman zaman kendi yaptıkları kanunlara uymadıkları bilinen bir gerçektir. 
 
Türkiye’de genel veya yerel seçimlerin, gizli oy açık sayım esasına göre mevcut kanunlara uygun yapılması yargı denetimindedir. Seçim işlerinin düzenlenmesi ile takibini yapan mekanizmanın en tepe noktasında ise aynı zamanda yüksek yargı organı olan, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bulunmaktadır. Bu özelliği ile YSK seçim kanununa göre seçime katılma yeterliliğine sahip partiler ile kanun çerçevesinde belirlediği seçim takvimini, süresi içinde kanunun öngördüğü kitle iletişim araçları aracılığıyla duyurur. Yine seçimde aday olacaklar da aranan nitelikler ve adaylık başvurularında ilgili makama teslim edecekleri belgeler de kanunla belirlenmiştir. 
 
Kuşkusuz bu belgeler arasında, aday olacak kişinin aday olmasının önünde cezai bir engeli olup olmadığına dair Adalet Bakanlığı Adli Sicil Kayıt Bölümü'nden alınan bilgilerle Cumhuriyet Savcılığından veya e-devlet üzerinden temin edilen adli sicil kayıt belgesi de bulunmaktadır. Görüldüğü gibi bu belge yargı tarafından düzenlenen bir belgedir. Dolayısıyla seçime katılma hakkına sahip her siyasi parti, içinde seçilmesine engel cezai bir durumunun olmadığını resmi belgeye dayandıran aday adayları arasından her seçim bölgesi için belirlediği aday listesini, YSK'nin belirlediği gün ve saatte, il ve ilçe seçim kurullarına teslim eder. Bundan sonra, inisiyatif sırasıyla, İlçe, İl ve Yüksek Seçim Kurullarındadır. Kurullar aday listelerini incelerken, varsa belge eksikliği giderilmesini veya kanuni seçilme kısıtlılığı bulunan aday veya adayların varlığını tespit ettiklerinde bunların değiştirilmesini ilgili partiden isteyebilirler. Partiler her kurulun kararına, bir üst kurul nezdinde itiraz edebilirler. İtirazlar sonuç vermezse aday değiştirilir, değiştirilmezse pati  o seçim çevresine özel eksik adayla seçime girer veya hiç girmez. Tüm bu işlemler tamamlandıktan sonra, YSK son şeklini verdiği listeleri kitle iletişim araçları aracılığı ile ilan eder. Seçime katılacak her siyasi partinin aday listesi, YSK tarafından onaylanmış ve ilan edilerek kesinleşmiştir. 
 
Artık söz sırası, seçme yeterliliğine haiz olduğu ilçe seçim kurulunun onayladığı listede tescillenmiş seçmendedir. Seçmen bağlı bulunduğu seçim çevresinde, seçime giren partilerden veya bağımsız adaylardan birinden yana yaptığı tercihini sandığa atarak iradesini beyan eder. Böylece en alt kademeden en üst makama kadar, yerel ve genel yöneticiler ile yasama organı üyeleri seçilmiş olurlar. Kısacası; seçimde seçme yeterliliğine sahip seçmene, seçilme yeterliliği yargı tarafından onaylanmış olup aday olmasında sakınca görülmeyen adayları listeye koyan partiler arasından tercih yapma hakkı tanınmış ve seçmen, düşüncesine yakın partiye oy vererek iradesini beyan etmiş olur. O zaman, aday olduğu seçim çevresinde oy kullanan seçmenlerden seçilmek için yeterli oyu alıp aday olduğu göreve seçilen kişi, artık birey değil iradedir. Milletvekili ise onu seçenler tarafından, vekili olarak parlamentoda düşüncelerinin kanunlara yansımasını sağlaması, önergeler veya kanun teklifleri vermesi, sorunlarını parlamento kürsüsüne taşıması, hukuki veya idari haksızlığa uğradıklarında bunun ortadan kaldırılmasına çalışması, kendi adlarına yürütmeyi yani hükümeti denetlemesi için; Belediye Başkanı ise, yaşadıkları kente dair sunduğu projeler ile  yapmayı vaat ettiklerini yapacağına inandığı ve desteklediği için, dediklerini hayata geçirmesi ve yaşamlarını kolaylaştırması adına seçerler. 
 
Tüm bu nedenlerle, gerek insan hakları gerekse demokrasi açısından bakıldığında, seçim günü seçilmesine engel herhangi bir cezai durumu olmadığı yargı tarafından onaylanmış olup seçmenin tercihine sunulmuş ve seçilmiş kişinim, yüz kızartıcı suçlardan birini işlediği kanıtlanmadıkça, sadece düşüncesinden dolayı, önceden devam eden davada verilen mahkumiyet kararı gerekçe gösterilerek ya da ceza almadığı halde soyut suçlamalarla görevden alınması ve görevinin sonlandırılması; onun aday olmasına engel, cezai bir durumunun bulunmadığına dair belge düzenleyen Adalet Bakanlığı Adli Sicil Birimi'nin bu işleminin, idari kararla ortadan kaldırılmasıdır. Bu işlem aynı zamanda, kendisine verilen bu belgeyle aday olmuş kişiye oy vermiş seçmenin iradesinin yok sayılmasıdır. Bu sadece iradenin yok sayılması değil, aynı zamanda temsilinin engellenmesidir. Herhangi bir cezası bulunmayan, seçilmiş belediye başkanının görevden alınması ve yerine devletin memurunun atanması, belediye meclis üyelerine görev yaptırılmayarak meclisin işlevsiz hale getirilmesi, demokratik olmadığı gibi meşru da değildir. Milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesi ise vekili, dolayısıyla onu vekil seçmiş olan seçmeni parlamento faaliyetlerinden menetmektir. Milletvekiline vekalet vermiş olan seçmenin talep ve düşüncelerinin, yapılan kanunlara yansımasının engellemesidir.  Bu nedenle, vekilliği düşürülmek suretiyle görev yaptırılmayan vekilin katılmadığı meclis toplantılarında çıkan kanunların, Anayasa veya yasaları uygunluğu değil, meşruiyeti tartışmalıdır.  Zira meclisin çalışma esaslarına dair Anayasa, kanun ve meclis içtüzüğü, meclis toplanma yeter sayısı ile kanun kabul yeter sayısını belirlemişlerdir. Dolayısıyla benim dikkat çekmek istediğim, çıkan kanunların Anayasa ve kanunlara aykırılığı değil, temsiliyet yönünden meşruiyetinin tartışılır olduğudur. Bu üzerinden atlanması mümkün olmayan ciddi bir hak ihlalidir. 
 
Elbette ihlaller, görevden almalar veya vekilliğin düşürülmesi ile de sınırlı değil. Zira seçilmiş belediye başkanlarının yetkilerinin kanun ve kararnamelerle sınırlandırılması, Kanal İstanbul dayatmasında olduğu gibi, merkezi iktidarın kentlerde yapacağını ilan ettiği projelere karşı olduğunu açıkça beyan ederek seçilen belediye başkanlarına rağmen projelerde ısrar edilmesi, belediye başkanına verdiği destekle yaşadığı kentte yapılmak istenen projelere onay vermemiş olan çoğunluğun iradesinin yok sayılmasıdır. İşin ilginç yanı, kendilerine en küçük bir eleştiri yöneltildiğinde, herkesi milli iradeye saygı göstermeye davet eden AKP-MHP iktidar blokunun kendisinin halkın iradesini yok saymasıdır. 
 
Sonuç olarak, halkın iradesinin kabulü ve onun sakatlanmaması, herhangi bir siyasi parti veya tek tek bireylerle ilgili olmayıp, genel anlamıyla demokrasinin olmazsa olmazıdır. Dolayısıyla vurgulamak istediğim, demokratik temsiliyet ve temsiliyeti ortadan kaldıran uygulamanın yol açtığı seçmen mağduriyeti ile sakıncalarına dikkat çekmektir. Zira bu uygulama yurttaşların, yani seçmenin, demokrasiye olan inancını sarsarak onun iradesini beyan imkânı bulduğu sandıktan uzaklaşmasına yol açmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, bu uygulamaya imza atan seçilmişler, kendilerinin de seçildikleri seçim  sandığının meşruiyetini tartışılır hale getirmektedirler.
Bu yazı 7845 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum