içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

UNUTULMAZ BİR BAYRAM GÜNÜ

Sevincin , mutluluğun doruğa çıktığı günlerdir bayram günleri. Kıpır kıpır bir sevinç kaplar içinizi. Pır pır eder yüreğiniz . Neşe, mutluluk, sevinç yayılır evrene. Büyüklerimize saygılarımızı sunar ; çocukları daha bir sevindiririz bu günlerde. Kapınızın zili her çaldığında , kapınız her vurulduğunda gelen kimdir diye bakarsınız. Gelen sevinçtir, mutluluktur. Evinizin her köşesini mutluluk, sevinç, neşe doldurur.

Büyülüdür bayram günleri. Sarıp sarmalayıverir sizi. Gelişleri sevinçle , coşkuyla karşılanır ; gidişleri bir yıl özlemle beklenir. Sevenleri bir araya getirir, küskünleri barıştırır. Dayanışmadır, yardımlaşmadır, paylaşımdır bayramlar. Vefadır, emektir, saygıdır, sevgidir.

Bayramlarımızın en önemli tutkusuydu futbol. Vazgeçilmez bir eğlencesi, köyümüzü birleştirici bir öğesi, bir yardımlaşma, bir dayanışma ve kaynaşma ögesidir. Düşüncelerimizi eyleme geçirme aracıdır. Diktatörler, halkı uyutma aracı olarak kullanmışlarsa futbolu, bizim de köyümüzü aydınlatma aracı oldu. Köyümüzde okuyanın çok olması, aydın bir köy olması, birlikteliğin sağlanması , imece kültürünün yaygınlaşması bu etkene bağlıdır.

Köyümüz Eymir ile komşu köyümüz Küçük Yenice arasında yaklaşık (1.000) bin dönümlük bir çayır vardı. Adına ‘’Çiren ‘’ denilen bu çayır, iki köyün ortak malıdır. İki köyün hayvanları burada otlar; harmanlar burada sürülürdü. Maçlarımızı bu çayırda oynar; bu yeşil alanda eğlenirdik.

Bayramların her günü mutlaka maç yapardık. Hazırlıklarımız , haftalar öncesi başlardı. Maç yapacağımız futbol alanını biz gençler kendimiz düzenlerdik. Saha kenarlarını traktörle çizer, ellerimizdeki çapalarla yabani otları keser, tümsekleri düzeltirdik. Kangal dikenlerini , sarı dikenleri , pıtrak dikenlerini bir vuruşta köklerinden söker, saha dışına atardık. Dağımızdan kestiğimiz düzgün meşeleri , sırtımızda taşıyarak futbol alanına diker; kale direği yapardık. Kireç ocaklarından kireç taşır ; alana döker, saha çizgilerini belirlerdik. Santra yuvarlağı, kale çizgisi ve altıpas çizgilerini taşıdığımız kireçlerle belirlerdik. Tüm bu işleri, şarkılar , türküler eşliğinde bir şölen    

havası içinde yapardık. Kimse emeğini esirgemez, herkes bir işin ucundan tutardı. İşin zevkli yanı buydu. Birlikte iş yapmanın, birlikte başarmanın mutluluğu anlatılamazdı. İmece’nin tadına doyum olmazdı. Futbol sahasını , hazır hale getirmenin keyfi hiçbir oyunda yoktu.

Yeşil alanda işimizi bitirdikten sonra sıra maç yapacak takım bulmaya gelirdi. Ya köyümüzde bir turnuva düzenler; köy takımlarını köyümüze davet ederdik. Ya da öbür köylerin düzenlediği turnuvalara katılırdık. Takım bulmak pek kolay olmazdı. Genelde tüm maçları kazandığımız için takımlar, kolay kolay bizimle maç yapmaya yanaşmazdı. Hiç takım bulamazsak kendi aramızda evliler-bekarlar maçı yapar ; yine de oyunsuz kalmazdık.

Turnuvalara katılacaksak özel çalışmalar yapardık. Dayanaklılık için koşular, antrenmanlar ve taktik çalışmalar yapardık. Kaleciyi ayrı , defansı ayrı, forvetleri ayrı çalıştırırdık. Akşamları da oyuncuları psikolojik olarak hazırlardık. Nasıl oynamamız gerektiğini, maçı kazanmak için neler yapacağımızı konuşurduk. Neredeyse yapacaklarımızı ezberlerdik.

Bir yandan saha içi ve saha dışı çalışmaları yaparken öte yandan oynayacağımız futbol topu için para toplamaya başlardık. Aldığımız top, bir sonraki bayrama dek dayanmazdı. Çalılara, dikenlere, tellere çarpa çarpa eskir, son   

unda patlardı. Biz de her bayram yeni top almak zorunda kalırdık. Yeni top için yeniden para toplardık.

Bayram günü bayram namazına katılır; bayram namazının ardından genci yaşlısı köy mezarlığında toplanır, bayramlaşırdık. En çok beğendiğim geleneklerden biridir bu. Toplu bayramlaşma, dargınları, küskünleri barıştırır; bir hoşgörü, bir dayanışma ve kaynaşma havası estirir. Bayramlaşmanın ardından, herkes aile mezarları başında duasını okuduktan sonra evine gider. Birlikte yapılan kahvaltıdan sonra tüm gençler çayırda yerini alır. Kurban bayramında bu buluşma biraz daha geç olur. Çünkü herkes , kurbanın kesilmesini bekler. Maç saatini beklemeye başlar.

Yaz kış demeden bayramın her günü mutlaka maç yapılır. Kışın soğuk günlerinde birer tas ya pekmez ya da şarap içerek maça çıkarız. Şimdi anlıyoruz ki doping yaparmışız meğer. Test yapılsa bizi maçlar sonunda hükmen yenik sayarlardı. Neyse kimse farkına varmadı bu güne dek.

Soğuk kış günler  

inden biriydi. Sanırım aylardan Şubat. Tarlalar karlı, yerler ıslak. Dondurucu bir ayaz. Soğuk ,iliklerimize dek işliyor. Bayramlardan biri, bu soğuk kış günlerine denk gelmişti. Gençlik işte. Kanımız kaynıyor. Bu koşullarda ve bu havada da maç yapacaktık. Bu kez maçımızı Kurşunlu köyü’nde oynayacaktık. Köyün dışındaydı futbol sahası. Açık bir alan. Soğuk daha duyumsatıyor kendini.

Bayramın ikinci günüydü. Maçı oynamış, her zamanki gibi yine kazanmıştık. Şen şakrak biçimde köye dönmek için minibüse sığıştık. Köyün minibüslerinden biriyle gitmiştik Kurşunlu’ya. Yine aynı araçla dönecektik. Neredeyse yirmibeş otuz kişi sığmıştık içine. Kimisi ayakta, kimisi birbirinin dizlerine oturmuş biçimde dönüşe geçtik.Yakın köylere uğrayacak, köylerin içinde tur atacaktık. Büyüklüğümüzü gösterecektik onlara.Bir yandan maçı yorumluyor öte yandan yapacaklarımızı tasarlıyorduk. Bir curcuna, bir şamata ile yol alıyorduk.

Henüz birkaç kilometre gitmiştik ki bir de ne görelim? Asfaltın kıyısında bir motosiklet devrilmiş , yan yatmış duruyor.

Bir trafik kazası mı acaba? diye düşünürken birden tarla içinde yatan birini gördük. Yoldan üç beş metre uzaklıkta tarla içinde uzanmış hareketsiz biri var. Aklımıza birden kötü şeyler geldi.

-Ben gidip bakamam. Gidin bir bakın , kimmiş, dedim.

Kaza geçirdiğini, bir aracın çarparak tarlanın içine fırlattığını sandığım insana bakamayacağımı düşündüm . Çamurlara bulandığı için tanınmaz haldeydi. Ölmüş birine benziyordu uzaktan.

Minibüsün durmasıyla he

men beş on kişi atladı. Hareketsiz yatan kişinin yanına vardılar. Hep birden haykırdılar : ‘’Gel, gel ‘’ diye işaret ederek yanına gitmekten , yüzüne bakmaktan çekinen beni ısrarla yanlarına çağırıyorlardı.

Kayıtsız kalamadım. Umarsız vardım yanlarına. Bakmaya çekindiğim , yüzünü görmeye dayanamayacağımı sandığım kişi kardeşimdi. Yerde yatan benim ortanca kardeşim M.Kemal’di. Dikkatle baktım, elimle yokladım, ters yüz çevirdim. Herhangi bir çarpma izi , bir kaza görüntüsü yoktu.Beynimde bir şimşek çaktı. Alkol komasıydı bu. Öğrenciliğimde alkol komasına giren bir arkadaşım olmuştu. Ondaki belirtiler ile bununki aynıydı. Minibüsü köy yerine İnegöl Devlet Hastanesi’ne çevirdik. Acil’den girerek hastamızı doktorlara teslim ettik. Aynı tanıyı onlar da koymuştu. Hastamızı güvenli ellere bırakarak köye döndük.

  

Bu yazı 50 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum